<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tıbbi Bilgiler &#187; Hastalıklar</title>
	<atom:link href="http://www.tibbibilgiler.com/category/hastaliklar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tibbibilgiler.com</link>
	<description>Tıbbı Bilgi Portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 08 Sep 2011 11:04:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Sporcu Sağlığı</title>
		<link>http://www.tibbibilgiler.com/sporcu-sagligi.html</link>
		<comments>http://www.tibbibilgiler.com/sporcu-sagligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2011 10:54:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[sporcu nasıl beslenmeli]]></category>
		<category><![CDATA[sporcu sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sporun zararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tibbibilgiler.com/?p=1615</guid>
		<description><![CDATA[Spor sakatlıkları doğrudan hekimi ilgilendiren bir konudur.  Bu nedenle bu bölümde sadece bazı istatistik ve temel bilgileri ve de tanımları bulacaksınız.  Unutulmaması gereken bir spor yaralanması veya sakatlığı durumunda ilk yapılması gereken uzman bir hekime başvurmaktır. Sporcu Sağlığı Hakkında Genel Bilgiler Sportif yaralanmalar, genelde spor dallarına özgü özellikler içerir. Çeşitli spor dallarından bazı örnekler verirsek,<a href="http://www.tibbibilgiler.com/sporcu-sagligi.html">&#160;&#160;[ Read More ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Spor sakatlıkları doğrudan hekimi ilgilendiren bir konudur.  Bu nedenle bu bölümde sadece bazı istatistik ve temel bilgileri ve de tanımları bulacaksınız.  Unutulmaması gereken bir spor yaralanması veya sakatlığı durumunda ilk yapılması gereken uzman bir hekime başvurmaktır.</p>
<h2>Sporcu Sağlığı Hakkında Genel Bilgiler</h2>
<p>Sportif yaralanmalar, genelde spor dallarına özgü özellikler içerir. Çeşitli spor dallarından bazı örnekler verirsek, şöyle bir tablo ile karşılaşırız:<br />
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nde 1983-87 yılları arasında yapılan bir araştırmada, beş yıllık periyot süresince kliniğe başvuran 1560 spor yaralanması vakası incelenmiştir. Yaralanmaların yüzde 22’si kontüzyon (ezilme), yüzde 20’si fraktür (kırık) olarak bulunmuştur. En sık yaralanan bölgenin ise yüzde 60 ile alt ekstremite (alt taraf) olduğu belirlenmiştir. Ayrıca sporcularda sportif yaralanmaların dışında, bir de overuse (aşırı kullanma) kökenli çok sayıda yaralanma görülmektedir.</p>
<p>Girgin, futbolcularda genellikle sıyrıklar, ezikler, yüzeysel ekimozlar (çürükler), basit kas travmaları, kas krampları, basit ayak bileği burkulmaları, basit burun kanamaları, bel ve sırt bölgesinde geçici yaralanmalar, boyun bölgesi travmaları, kaş ve baş bölgesi yaralanmaları görüldüğünü belirtmektedir. Dagarov ve Slanchev ise araştırmalarında, futbolcularda sıklıkla distorsiyon (burkulma), kontüzyon (ezilme), menisküs lezyonları ve kas rüptürlei (kopmaları) görüldüğüne de işaret etmektedir. Futbolcularda sık görülen yaralanmalardan biri de kasıkta uyluğun iç-üst kısmında meydana gelen ağrılardır. Burada futbolcuların dizlerinin tam ekstansiyonda iken (gerilmiş iken) bacağın kalça ekleminde aşırı abduksiyonu (uzaklaşması) ile dirence karşı topa çıkarak savunma yapması, yada bu pozisyonda topa kayarak müdahalesi adduktör (yaklaştırıcı) kasların aşırı gerilmesi ve hareketin sonucu tendon (bağ) kopmalarına veya kemiksel değişikliklere neden olur.</p>
<p>Basketbolcularda ise yumuşak doku lezyonları (kontüzyon, hematom, yüz yaralanmaları, lif kopmaları, kramplar vb), eklem travmaları (bağ lezyonları, menisküs lezyonları, omuz çıkıkları), kırıklar ve büyük yaralanmalar görülebilmektedir.</p>
<p>Koşucular üzerinde yapılan bir çalışmada da sporcularda en çok kas ve tendon zorlanmaları, eklem ve bağ yaralanmaları ile menisküs lezyonları görüldüğü saptanmıştır. Bunların nedeni olarak da antrenman (yanlış antrenman, ağır antrenman ve antrenman sırasındaki ani değişiklikler), anatomik faktörler ile ayakkabı ve zemin gösterilmiştir.</p>
<p>Halterde daha çok yumuşak doku yaralanmaları sıklıkla görülmektedir. Bu yaralanmalar haltercilerin gövde ve göğüs kafesi kaslarında, sırt kaslarında ve el bileğinde ortaya çıkabilir.</p>
<p>Boks özelinde ise en çok yaralanan bölge yüzdür. Bilindiği gibi boks sporunda öncelikle yumrukların hedefi yüz ve çenedir. Bu nedenle yüzde hafif ekimozlardan (çürüklerden) başlamak üzere, önemli kırıklara ve yüzdeki organların ciddi yaralanmalarına kadar değişik derecelerde yaralanmalar görülebilir. En çok yaralanma kas yarılmalarıdır. Ayrıca ikinci planda ve zamanla oluşan yaralanma ise boksörlerde burun kemiğinin kırılması, çökmesi ve burundaki konkaların deviasyonudur. Bilindiği gibi boksta geçici şuur kayıpları sık görülür. Bu alınan darbenin şiddetine, sporcunun dayanıklılığına ve tecrübesine bağlı olarak farklı sürelerle devam eder. Geçici ve kalıcı beyin zedelenmeleri boksta görülen olaylardır.</p>
<p>Judocularda el bileği ve parmakla ilgili yumuşak doku yaralanmaları, diz bölgesinde sathi sıyrık, intra ve ekstra artiküler hematom (eklem içi ve dışına kan birikmesi), bağ, kapsül ve menüsküs lezyonları (yaralanmaları) ile çeşitli kafa travmaları görülebilir.</p>
<p>Kayakçılarda ise ayak bileği yaralanmaları, krus (bacak) yaralanmaları, diz eklemi yaralanmaları, kafa travmaları, omurga yaralanmaları, donmalar ve ultraviyole yanıkları görülmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3><strong>1-Sporcu Sağlığı&#8217;nda Spor sakatlığı nedir?</strong></h3>
<p>Spor sakatlıkları genel olarak sportif aktiviteler sırasında meydana gelen her türlü hasarın kolektif adıdır.  Groh’a göre spor yapan 40 kişi başına aşağı yukarı büyük bir kaza, 4000 kişide bir sakatlık durumu ve 40.  000 kişide bir de ölüm vakası düşer.  Spor dallarına göre kazalarda başta %10 ile futbol gelmektedir bunu % 6 ile güreş % 3ile hentbol ve boks izler atletizmde % 1 kayakta ise % 0.  5 tir.</p>
<h3><strong>2-Spor sakatlıklarının nedenleri nelerdir?</strong></h3>
<p>Spor sakatlıklarının oluşma nedenlerini iki ana grupta toplayabiliriz. Bunlar internal (kişisel) ve eksternal (çevresel) nedenlerdir.</p>
<p><span style="color: #000080;">Kişisel nedenler:</span> Fiziksel eksiklikler, fiziksel uygunluk ‘aerobik dayanıklılık, kuvvet, sürat,  beceri, çeviklik), psikolojik faktörler ‘konsantrasyon, riski kabullenme), fiziksel yapı ‘boy, kilo, eklem stabilitesi, vücut yağ dokusu yüzdesi), yaş, cinsiyet.</p>
<p><span style="color: #000080;">Çevresel nedenler:</span> Sporun tipi, sportif aktivite süresi, hadisenin yapısı, rakibin ve takım arkadaşlarının rolü, zeminin durumu, ışık, emniyet tedbirleri.  , yavaşlama için yeterli mesafe, malzemeler, iklim koşulları ‘ısı, nem, rüzgar) antrenör, maç yönetimi ‘kurallar ve hakemlerin kuralları uygulaması).</p>
<h3><strong>3-Spor sakatlığının ciddiyeti nedir?</strong></h3>
<p>Bir spor sakatlığının ciddiyet derecesini anlayabilmek için altı temel olguyu değerlendirmek gerekir. Bu olgular; spor sakatlığının tabiatı, tedavi şekli ve süresi, sporda uzak kalınan süre, kaybedilen işgünü, kalıcı hasar, maliyet. İşte, bir spor sakatlığının ciddiyeti bu olguların tek tek ele alınıp, değerlendirilmesi sonucu anlaşılır.</p>
<h3><strong>4-Spor sakatlıklarının önlenmesindeki genel kurallar nelerdir?</strong></h3>
<p>Öncelikle ilk yapılması gereken konu sporcuların periyodik sağlık kontrollerdir. Bu kontroller ile sezon başında sporcunun mevcut durumu ortaya konulur. Eksiklikleri belirlenir ve o eksikliklerin giderilmesi için gerekli önlemler hekimin önerisi çerçevesinde alınır. Bu noktada belirlenen eksiklikler hem fizyolojik parametreler, hem fiziksel uygunluk, hem de direkt sağlık ile ilgili eksiklerdir.</p>
<p>Spor sakatlıklarının oluşmasında en önemli etkenlerden biri yetersiz ısınmadır. Bu nedenle ısınmaya, özellikle stretch ‘germe) egzersizlerine büyük önem verilmelidir.</p>
<p>Burada fiziksel aktivite sonrası yapılacak soğuma da önem taşımaktadır. Her aktivite sonrası mutlaka soğuma da önem taşımaktadır. Her aktivite sonrası mutlaka soğuma egzersizleri yapılmalıdır.</p>
<h3><strong>5-Kas yorgunluğu nedir?</strong></h3>
<p>Antrenmansız sporculara da ağır ve alışmamış kas kasılmalarından 1-2 gün sonra ortaya çıkar.</p>
<p>Aynı zamanda ağır sportif yarışmalardan sonra da sporcularda görülen akut (kısa süreli) kas ağrılarıdır. Söz konusu kaslar her hareket denemesi sırasında ve dokununca ağrılı, bazen şiş ve serttir. Sporcular arasında “hamlık” olarak adlandırılır.</p>
<p>Kas yorgunluğu ile ilgili çeşitli hipotezler ortaya sürülmüştür. Bunlardan bazılar şunlardır:</p>
<p>a.  Metabolizma bozukluğu hipotezi: Laktik asit (süt asidi) ve diğer asitli metabolizma artıklarının birikmesi.</p>
<p>b.  İltihap hipotezi: Aseptik, asidoza bağlı iltihap.</p>
<p>c. Kas sertleşmesi hipotezi: Kasın aşırı derecede sertleşmesi.</p>
<p>d. Mekanik hasar hipotezi: Kas zorlanması, kas gerilmesi.</p>
<p>Kas yorgunluğunun özellikle negatif iş (fren görevi) yapan kaslarda meydana geldiği gözlenmiştir.</p>
<h3><strong>6-Kas yorgunluğu nasıl atlatılır?</strong></h3>
<p>Kas yorgunluğunun hiçbir tedavi yapılmadan, salt istirahat ile 3-4 gün içinde geçtiği ve ağrıların dindiği bilinmektedir. Bu konudaki hızlandırıcı genel önlemler olarak şunlar önerilebilinir:</p>
<p>a.  Sauna, b. 26-28 derece sıcaklıkta yüzme havuzu, c. Söz konusu kaslar üzerine ılık ıslak kompresler, hafif masaj antifilojistik ilaçlar (voltaren, tilcotil gibi) antioksidan C ve E vitamini.</p>
<h3><strong>7- Strain (Kas gerilmesi) nedir?</strong></h3>
<p><strong></strong>Kas gerilmesinde her zaman geri dönüşü (reversibl) bir işlevsel kas yaralanması söz konusudur. Bu noktada ani eksantrik (kasın boyunun uzadığı) kas faaliyeti sırasında kas elastikiyetinin sınırına eriştiği, fakat bu sınırın aşılmadığı bir durum söz konusudur.  Bu sınırın aşıldığı noktada artık kas gerilmesinden söz edilemez, o zaman kas zorlanması veya parsiyel kas yırtılmasından söz edilir. Kas gerilmesi kas liflerine paralel meydana gelir. Özellikle de kas-tendon bağlantı bölgelerine rastlar.</p>
<h3><strong>8-Kas zorlanması nedir?</strong></h3>
<p>Burada birkaç veya birçok kas lifi anatomik olarak zarar görür. Kas zorlanmasında kas liflerinin sıklığı ve elastikiyeti zorlanır. Bağ dokusu ve tek tek kas lifleri kopar. Kasın devamlılığı korunur.</p>
<h3><strong>9-Parsiyel (Kısmi) kas yırtığı nedir?</strong></h3>
<p>Burada kas lifi demeti büyük oranda zarar görür. Parsiyel (kısmi) kas yırtığında yerinde kas liflerinin büzülmesi söz konusu olur. Parsiyel (kısmi) kas yırtığı maksimum kontraksiyon (kasılma) sırasında oluşur. Bunu uyaran etken, tek tek kas liflerinin geriliminin ani değişimi ile ortaya çıkan hareket uyumsuzluğudur. Bu değişim iki etken sonucu oluşur:<br />
a.  Kuvvetli direnç.<br />
b.  Zıt kasların kontraksiyonu</p>
<h3><strong>10-Kas yırtılması nedir? </strong></h3>
<p><strong></strong>Kas yırtılmasında elle hissedilebilen ve gözle görülebilen bir kas erimesi söz konusu olmaktadır. Kas yırtılması birdenbire olur ve buna ilgili kas gruplarında şiddetli ağrı eşlik eder. Kas yırtılmasının nedenleri iki tanedir:<br />
a. Maksimal kontraksiyonda (kasılmada) hareket koordinasyonsuzluğu.<br />
b.  Kasılmış kasın şiddetli bir dirence karşı ani hareketi.</p>
<h3><strong>11-Kas yırtığını hazırlayıcı etkenler nelerdir?</strong></h3>
<p>Bu etkenler dört ana başlık altında toplanabilir. Bu başlıklar sırasıyla şunlardır:</p>
<p>a.  Soğuk ve kasların yetersiz kanlanması (yetersiz ısınma).<br />
b.  Lokal ve genel aşırı yorgunluk.<br />
c.  Yetersiz antrenman düzeyi.<br />
d.  Yarışma öncesi yapılan yetersiz hazırlanma</p>
<h3><strong>12-Myositis ossificans (Kas kemikleşmesi) nedir?</strong></h3>
<p>Kas kemikleşmesi gizli kas yaralanmalarının istenmeyen sonuçlarından biridir: Burada bir kas yaralanmasının, çeşitli nedenlerle tam olarak tedavi edilmemesi sonucu kas içinde kemiğe benzer bir yapı oluşur. Kısaca iyi tedavi edilmemiş kontüzyon ve hematomun sık rastlanan bir komplikasyonudur. Bu da kasın ait olduğu eklemde ağrı ve çalışma bozukluğuna yol açması demektir.</p>
<h3><strong>13-Kas kemikleşmesi neden oluşur?</strong></h3>
<p><strong></strong>Kas kemikleşmesi aşağıdaki nedenlerden oluşur:</p>
<p>a.  Tam iyileşmemiş kas yaralanmasına yüklenilme.<br />
b.  Nedbe oluşmasını önleyecek ilaçların o dönemde lokal olarak kullanılması.<br />
c.  Yen kas zorlanması ve kanamalara neden olabilecek şekildeki masajlar, yanlış masaj.</p>
<h3><strong>14-Kas kemikleşmesi genelde nerede görülür?</strong></h3>
<p><strong></strong>Kas kemikleşmesi genelde sporcularda M.  Quadriceps femoris (Dörtbaşlı uyluk kası) ile kalça adduktörlerinde (bacağın içeriye doğru kapanması) görülür.</p>
<h3><strong>15-Eklem faresi nedir?</strong></h3>
<p>Eklem faresi, herhangi bir nedenle bir kıkırdak parçasının kopup, eklem içinde hareket etmesidir. Sonuçta bu oluşum eklem fonksiyonlarını bozar.  <strong> </strong></p>
<h3> <strong>16-Masajın spor yaralanmalarındaki rolü nedir?</strong></h3>
<p><strong></strong>Sportif kas yaralanmalarından korunmada ve yaralanmanın tedavisinden sonra masaj bir rol oynamaktadır. Masaj, kasları maksimum çalışmaya hazırlamakta ve kas yaralanmalarından korumaktadır. Ayrıca, antrenman veya yarışma sonrası oluşan yorgunluk verici maddelerin kas hücrelerinden daha süratli uzaklaşmasına yardım eder.</p>
<p>Masajın fizyolojik etkileri şunlardır:<br />
a.  Kan ve lenf dolaşımını düzenler: Burada refleks yoluyla arteriol (küçük atardamar) ve kapillerin genişlemesini sağlamak suretiyle aktif rol oynar. Venlerin ‘toplardamarlar) boşalmasına yardımcı olmak suretiyle de mekanik olarak görev yapar.<br />
b.  Uyarma ve sakinleştirme yoluyla sporcunun kendini subjektif olarak daha iyi hissetmesini sağlar.</p>
<h3><strong>17-Soğuk tedavisi ne zaman yapılmalıdır?</strong></h3>
<p>Soğuk tedavisi, sportif sakatlıkların tedavisinde kullanılan ana tedavi yöntemlerinden biridir. Soğuk tedavisi yaralanmadan sonraki ilk 48-72 saat içinde yapılmalıdır.</p>
<h3><strong>18-Soğuk tedavisinin yararı nedir?</strong></h3>
<p>Soğuk uygulama ile yaralanan bölgede kan akımı azalır. Dolayısıyla kanama azalır. Tüm spor yaralanmalarından veya sakatlanmalarından sonra şişlik ve kanamaya ait işaretler kaybolana kadar soğuk tedavisi yapılmalıdır.</p>
<h3><strong>19-Soğuk tedavisi nasıl yapılmalıdır?</strong></h3>
<p>Soğuk uygulaması 2 saatte bir, 20 dakikayı geçmemek kaydıyla buz torbaları ile uygulanabilir. Bir günde toplam uygulama süresi 2 saati geçmemelidir.</p>
<p>Eğer soğuk tedavisi derin dondurulmuş jellerle yapılıyorsa, 20 dakika yerine 13-14 dakika yeterlidir. Soğuk uygulanan alanda deri direkt temastan korunmalıdır.</p>
<h3><strong>20-Bandajlamanın önemi nedir?</strong></h3>
<p>Eklemde instabilite (sabitliğini yitirmesi) olması spor sakatlığı için hazırlayıcı bir faktörü oluşturmaktadır. Bandaj özellikle instabil eklemlerde fizyolojik hareketlilik sınırlarının ötesinde olabilecek hareketlere karşı eklemi korur.</p>
<h3><strong>21-Kontüzyon nedir?</strong></h3>
<p>Direkt bir travma karşısında cilt altında dokuların aşırı derecede ezilmesidir. Kılcal (kapiller) damarlardaki kan cilt altında toplanır ve bir şişlik oluşturur.</p>
<h3><strong>22-Hematom nedir? </strong></h3>
<p><strong></strong>Travma (darbe) şiddeti ile kılcal damarlardan dışarıya çıkan kanın yumuşak kısımlar arasında belirli birsahada toplanmasından ibarettir.</p>
<h3><strong>23-Fraktür (Kırık) nedir? </strong></h3>
<p><strong></strong>Travma (darbe) ve diğer nedenlerle kemiğin anatomik bütünlüğünün bozulmasına kırık denir. Kemiğin devamlılığının bozulması basit bir çatlak, geniş bir ayrılma veya çok parçalı olabilir.</p>
<h3><strong>24-Kırık neden oluşur?</strong></h3>
<p>Genel olarak kırıklar ya travma (darbe) ile oluşur ya da patolojik (hastalık) nedenlerle oluşur.</p>
<p>Burada travmaya (darbe) dayalı kırıkların oluşmasında kemiği dıştan ve içten etkileyen kuvvetlerin şiddeti, travmanın (darbe) geliş yönü ve etkileme süresi kırığın durumunu belirler.</p>
<p>Kırığın oluşmasına neden olan kuvvetler itici, çekici, sıkıştırıcı veya makaslayıcı kuvvetler olabilir. Ayrıca hastalık, yorgunluk veya yaşlılık nedeniyle doku direncinin bozulması, kemiklerde kırık oluşmasına neden olur.</p>
<h3><strong>25-Fissür (Çatlak) nedir?</strong></h3>
<p><strong></strong>Çatlak özünde bir kırık çeşididir. Burada yani çatlakta kemiğin devamlılığı sadece bir çatlak ile bozulmuştur.</p>
<h3><strong><br />
26-Distorsiyon (Burkulma) nedir?</strong></h3>
<p><strong></strong>Burkulma bir eklem zorlanmasıdır. Üç çeşit burkulma vardır. Birinci derece burkulmada eklem hafif zorlanmıştır. İkinci derece burkulmada eklem bağlarında bazı kopmalar oluşmuştur. Üçüncü derecede burkulmada ise bağlar tamamen kopmuştur.</p>
<p>kaynak :</p>
<p>http://www.kirklareli-gsim.gov.tr/health.htm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tibbibilgiler.com/sporcu-sagligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zehirli Guatr</title>
		<link>http://www.tibbibilgiler.com/zehirli-guatr.html</link>
		<comments>http://www.tibbibilgiler.com/zehirli-guatr.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 20:09:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[zehirli guatr]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirli Guatr belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirli Guatr doktorları]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirli Guatr nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirli Guatr tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tibbibilgiler.com/?p=920</guid>
		<description><![CDATA[Zehirli Guatr Tiroid hastalıklarından, ihmal edildiği taktirde çok tehlikeli olan ‘zehirli guatr’ın diğer adları: Hipertiroidizm, Tirotoksikoz ve Graves Buna “zehirli” denmesinin sebebi, belki çok zayıflattığı için olabilir. İleri derecede zehirli guatr hastası olan abim, çok geç kalınılmış teşhis ve tedaviden önce aşırı yemek yediği halde çok fazla zayıflıyordu. İlaç tedavisi ile toparladı. Propycil kullanıyor. Bu<a href="http://www.tibbibilgiler.com/zehirli-guatr.html">&#160;&#160;[ Read More ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Zehirli Guatr</strong></span></p>
<p>Tiroid hastalıklarından, ihmal edildiği taktirde çok tehlikeli olan ‘zehirli guatr’ın diğer adları: Hipertiroidizm, Tirotoksikoz ve Graves</p>
<p>Buna “zehirli” denmesinin sebebi, belki çok zayıflattığı için olabilir. İleri derecede zehirli guatr hastası olan abim, çok geç kalınılmış teşhis ve tedaviden önce aşırı yemek yediği halde çok fazla zayıflıyordu. İlaç tedavisi ile toparladı. Propycil kullanıyor.</p>
<p><strong>Bu hastalığın sebebine gelince</strong></p>
<p>Bağışıklık sisteminde bir tür bozukluk sonucu oluşur. Kanda bazı hormonların artması, tiroid bezinin daha fazla çalışmasını tetikler. Sonuçta tiroid hormonu normalden çok daha fazla salgılanır olur.</p>
<p>Çarpıntılar, ter basmalar vesaire gibi etkiler bu hastalığın en belirgin özelliklerindir. Gözlerde de bazı kişilerde gayet belirgin bir dışa doğru büyümüş bir görünüm sağlar. Tecrübeli bir doktor, hastanın bir iki şikâyetinden, bakışlarından, hâl ve hareketinden hastalığı teşhis edebilir. Elbette tahlil isteyecektir.</p>
<p>Normalde tuzlarımız iyotludur. Yemeklerini çok fazla tuzlu yiyenlerde iyot yüzünden zehirli guatr hastalığı baş gösterebilmektedir. Tiroid salgılanmasını arttıran çinko mineralini ihtiva eden badem gibi kuruyemişleri fazla sıklıkta yeme alışkanlığının da aynı kişide olduğunu düşünürsek, meselâ abimin bu hastalığa yakalanması kaçınılmaz bir şeydi.</p>
<p>Bu çeşit tiroid rahatsızlığına yakalanmadaki en büyük faktör kalıtımsal yani ırsi olarak bünyenin yatkınlığıdır. Sonra büyük üzüntüler, devamlı ve sık sık maruz kalınan şok gibi ani endişeler, dertler ikinci planda hastalığın sebebidir.</p>
<p>Boğazdaki tiroid bezinin normalden az çalışması insanı şişmanlatıyor.. normalden fazla çalışmasıise kilo kaybettiriyor. Bünyede fazla tiroid hormonu olması zehirli guatr sebebidir. Hatta bazı diyet uzmanları bunu guatr sorunu olmayan ve çok şişman kişilerde bile kullanıyorlar. Şöyle ki: Tiroid bezlerinin fonksiyonlarını düzenleyen, hızlandıran, kuvvetleştiren yiyecekleri öneriyorlar. Tiroid bezleri ne kadar hızlı – aktif olursa, insanın kilo vermesi o kadar kolaylaşıyor.</p>
<p><strong>Zehirli Guatr Tedavisi ve ilacı</strong></p>
<p>Tedavisinde kesinlikle doktorun uygun gördüğü tedavi hiç aksatılmadan, ihmal edilmeden takip edilmelidir. Tek başınıza bu hastalığın üstesinden gelmeniz mümkün değildir.<br />
Tedavi sürecinde ayrıca “çinko zengini gıdalar”dan kaçınmalısınız.</p>
<p>Propycil Antitiroid adlı küçük haplar Zehirli Guatr hastalarının tedavisinde klullanılan ilaçlardan biri ve en çok bilinenidir. Dozajına ancak doktor karar verebilir. Doktora danışmadan kesinlikle arttırılmamalı, azaltmamalı veya bırakılmamalıdır. Doktor daha sonraki kontrollerde ilacın dozajını azaltabilir veya gerekeni söyler. Hastalığın ciddi tehlikesine binaen doktorun tavsiyelerine büyük bir titizlikle uymanızı öneririm.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tibbibilgiler.com/zehirli-guatr.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaz İshalleri</title>
		<link>http://www.tibbibilgiler.com/yaz-ishalleri.html</link>
		<comments>http://www.tibbibilgiler.com/yaz-ishalleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 20:07:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[ishal]]></category>
		<category><![CDATA[ishal belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[ishal nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ishal olunca neler yapmalıyız]]></category>
		<category><![CDATA[ishal tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ishal tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[ishale ne iyi gelir]]></category>
		<category><![CDATA[yaz ishali]]></category>
		<category><![CDATA[yaz ishalleri]]></category>
		<category><![CDATA[yaz ishalleri nasıl önlenir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tibbibilgiler.com/?p=918</guid>
		<description><![CDATA[YAZ İSHALLERİ İshal Nedir ? İshal, dışkılama sayısında artışla beraber, dışkının şekilsiz bir hal alması olarak tariflenir. Normalde dışkı kuru ve şekilli iken, ishal durumunda içerdiği su miktarı artarak şekilsiz olur. İshal nedeniyle barsak hareketleri artar, normal süreden daha kısa aralıklarla dışkılama ortaya çıkar. Örneğin günde bir kez katı, şekilli dışkılaması olan bir kişi, günde<a href="http://www.tibbibilgiler.com/yaz-ishalleri.html">&#160;&#160;[ Read More ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>YAZ İSHALLERİ</strong></span></p>
<p><strong>İshal Nedir ? </strong><br />
İshal, dışkılama sayısında artışla beraber, dışkının şekilsiz bir hal alması olarak tariflenir. Normalde dışkı kuru ve şekilli iken, ishal durumunda içerdiği su miktarı artarak şekilsiz olur. İshal nedeniyle barsak hareketleri artar, normal süreden daha kısa aralıklarla dışkılama ortaya çıkar. Örneğin günde bir kez katı, şekilli dışkılaması olan bir kişi, günde 3 &#8211; 4 kez veya çok daha fazla dışkılıyorsa veya dışkı cıvıklaşmış, su gibiyse ya da sümüksü olmuşsa ishalden bahsedebiliriz.</p>
<p><strong>İshal Nedenleri Nelerdir ?</strong></p>
<p>İshale neden olan pek çok durum mevcuttur. İshal nedenlerinin başında mikrobik ishaller gelmektedir ki, konumuz olan yaz ishalleri de bu gruptandır. Mikroplar dışında başta antibiyotikler olmak üzere çeşitli ilaçlar, çeşitli mide-barsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, barsak veya barsak komşuluğunda ortaya çıkan tümöral durumlar, aşırı ve ani ısı değişimleri de ishale neden olabilir. Heyecanlanma, üzüntü, korku, stres gibi durumlar da ishale neden olabilir.</p>
<p><strong>Yaz İshallerinin Nedenleri Nelerdir ?</strong></p>
<p>Yaz ishaline neden olan mikroplar, bakteriler ile protozoon denilen gözle görülmeyen parazitlerdir.</p>
<p><strong>Yaz İshalleri Nasıl Ortaya Çıkar ?</strong></p>
<p>Doğadaki sıcaklık artışıyla tüm canlıların su ihtiyaçları da buna paralel olarak artar. Dolayısıyla insanlar, yaz aylarında daha fazla su tüketir. Böylece, bu tüketimin beklenmeyen bir sonucu olan yaz ishalleri, çoğunlukla mikroplu suların içilmesi veya bu sularla yıkanmış meyva ve sebzelerin yenilmesiyle ortaya çıkar. Bazen insanlar ishal olup bu mikropları dışkıları ile çevreye yayabilir. Dışkıyla bulaşmış ellerin ağıza götürülmesi sonucu da ishal olabilir. Her zaman kullanılan suların sağlıklı olup olmadığını bilmek mümkün olmaz. Doğada, özellikle insan ve hayvan dışkılarıyla kirlenmiş sularda yaşayan, ishal nedeni olabilecek çeşitli mikroplar bulunmaktadır. Bunlar özellikle durgun sularda, kanalizasyonun karıştığı sularda, iyi ilaçlanmamış içme ve kullanma sularında, özellikle yaz aylarında uzun süre canlı kalarak çoğalır. Bu suların içilmesi veya böyle sularla bulaşık, sıcak ortamda beklemiş gıdaların, örneğin çiğ sebzelerle hazırlanmış salataların ve meyvaların tüketilmesi sonucu ishal yapan mikroplar, ağız yoluyla alınarak insanların barsaklarına ulaşır. Bunların bir kısmı barsak duvarında iltihap oluşturarak hem barsak hareketlerini artırır, hem de barsağa su ve iltihabi hücrelerin geçişine neden olur; bir kısmı da barsakta iltihap yapmadan, salgıladıkları toksin denilen zehirli maddelerin etkisiyle su ve tuz geçişini artırmak suretiyle ishale neden olur.</p>
<p><strong>Yaz İshallerinin Belirtileri Nelerdir ? </strong><br />
En önemli belirti, dışkılama sayısının artması ve dışkı vasfının değişmesidir. Dışkı, cıvık, patates püresi görünümünde olabileceği gibi, sümüksü ve iltihaplı veya su gibi olabilir. Dışkı miktarı ve su içeriği, ince barsaklarda hastalık yapan parazit ve bakterilerin ishallerinde fazladır, kalın barsakta hastalık yapanlarınkinde ise azdır; ayrıca bunlarda dışkılama sayısı diğerlerine oranla daha fazladır. Su gibi tariflenen ishallerin çoğunluğu paraziter nedenlidir. En sık giardia denilen protozoon neden olur. Bu tip ishallerin en ciddisi ve hayatı tehtid edeni ise dışkının pirinç suyu görüntüsü olarak tariflendiği, kolera bakterisinin yaptığı ishaldir. İltihaplı dışkılamaya neden olan bakterilere ise tifo ve tifo benzeri hastalıklara neden olan salmonella bakterilerini örnek verebiliriz. Kalın barsakta ishale neden olan bakterilerin bir kısmı ve bazı parazitler dışkının iltihaplı, sümüksü görünmesine, aynı zamanda barsak duvarını da zedeleyerek damarların kanamasına neden oldukları için, kanlı olmasına da neden olurlar. Dışkının böyle kanlı ve iltihaplı olması dizanteri olarak adlandırılır. Nedenlerinden birisi şigella denilen bakteri, bir diğeri amip denilen protozoondur. İshalle birlikte bulunan diğer belirtiler karın ağrısı, karında buruntu hissi, bazen bulantı, iltihabi durumlarda bunlara ilaveten ateş olarak karşımıza çıkar. Dışkılamadan sonra tam rahatlayamama da bir diğer belirti olabilir. Örneğin kalın barsak ishallerinde ağrı ve rahatlayamama sıktır. Aşırı su ve tuz kaybına bağlı olarak kalp damar sistemine, böbreklere, sinir sistemine ait kalp ritm bozuklukları, böbrek yetmezliği, şuur bozuklukları gibi belirtiler de olabilir. Dilin kuruması, cildin parlaklık, nem ve yumuşaklığını kaybetmesi, gözlerin göz çukuruna çökmesi gibi belirtiler, su kaybının işaretleridir.</p>
<p><strong>İshal Olunca Ne Yapmalıyız ?</strong></p>
<p>İlk tedbir olarak kaybedilen su ve tuzu geri koymak için pratik olarak hazırlayacağımız şu solusyonu içebiliriz: Bir litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır, içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Ancak mikrobik ishallerin hemen hepsi 24 saatten fazla devam eder ve hemen hepsi ilaç tedavisi almadan düzelmez. Bu nedenle, 24 saatten fazla süren ishallerde en yakın sağlık merkezine başvurularak muayene ve tetkik olunması gerekir. Çünkü farkında olmadan dışkımız yoluyla çevreye mikrop bulaştırabilir, ayrıca ishalin tedavisiz kalarak daha ciddi sağlık problemlerine yol açmasına neden olabiliriz.</p>
<p><strong>Sağlık Kuruluşunda Neler Yapılacaktır ? </strong><br />
Sağlık kuruluşunda, şüphelenilen gıdaların ve suyun olup olmadığı ve ne zaman tüketildiği, ishalin ne zaman başladığı, karın ağrısı, ateş, dışkıda iltihap ve/veya kan olup olmadığı, yakınımızda başka hasta insanların olup olmadığı sorulacak; muayenenin ardından dışkı tahlili ve kültürü, kan sayımı ve gerekirse diğer kan tetkikleri istenecektir. Tüm verilere göre hekim tedaviye karar verecektir.</p>
<p><strong>Nasıl Tedavi Edilir ?</strong></p>
<p>Sıvı ve tuz kaybının az olduğu, ishalin hastanın komforunu çok bozmadığı durumlarda, hastaneye yatırılmadan genellikle sadece uygun bir diyetle hasta ayaktan tedavi edilir. Aşırı su ve tuz kaybı, ağır dizanteri halleri, kolera şüphesi olan durumlarda hasta mutlaka hastaneye yatırılarak öncelikle kaybedilen su ve tuzun yerine konması amacıyla serum verilir, daha sonra uygun ilaçlara başlanır. İshal diyeti nasıldır? İshali olan kimselerin düzelene kadar posasız ve yağsız gıdalar alması gerekir. Yani sebze ve meyvalar, kuru yemiş, çikolata, kızartmalar gibi gıdalar alınmamalıdır. Yağsız makarna, pirinç pilavı, haşlanmış patates-patates püresi, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte yenebilir. Ayrıca bol miktarda içeçek alınmalıdır.</p>
<p><strong>İyileşme Şansı Nedir ?</strong></p>
<p>Uygun tedaviyle yaz ishallerinin tedavisi oldukça yüz güldürücüdür; hemen hepsinde iyileşme tamdır. Ancak mikroplu ortamla temas devam ediyorsa, gerekli tedbirler alınmadıysa ishalin tekrarlama şansı her zaman vardır.</p>
<p><strong>Yaz İshalleri Nasıl Önlenebilir ?</strong></p>
<p>Bu ishallerin önlenmesinin en önemli yolu, menşei bilinmeyen suların tüketilmemesi ve kişisel temizliğe dikkat edilmesi, özellikle ellerin her yemekten önce ve sonra yıkanmasıdır. Kullanılan ve içilen suların klorlanması pekçok mikrobun yaşamasını önler. Şüpheli suların, şüpheli olmasa bile salgın olduğu bilinen yerlerdeki suların kaynatılarak kullanılması gereklidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tibbibilgiler.com/yaz-ishalleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vücut Kokusu</title>
		<link>http://www.tibbibilgiler.com/vucut-kokusu.html</link>
		<comments>http://www.tibbibilgiler.com/vucut-kokusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 19:59:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[koku]]></category>
		<category><![CDATA[ter kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Kokumuzun sırrı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[vücut kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Kokusu nedir]]></category>
		<category><![CDATA[vücut neden kokar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tibbibilgiler.com/?p=916</guid>
		<description><![CDATA[VÜCUT KOKUMUZUN SIRRI NEDİR? Vücut veya ayak kokusu bazen insanlar için utanç verici olabilir. Peki neden kokarız? Amerika Philadelphia da bulunan Monell Chemical Senses Center da yapılan bir araştırma Amerikan halkının her yıl 1.8 milyar doları vücut kokularını ortadan kaldırmak amacı ile deodorant veya diğer koku önleyici ürünlere harcadıklarını ortaya çıkarmıştır. Oysaki vücut kokumuz bize<a href="http://www.tibbibilgiler.com/vucut-kokusu.html">&#160;&#160;[ Read More ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VÜCUT KOKUMUZUN SIRRI NEDİR?</strong></p>
<p>Vücut veya ayak kokusu bazen insanlar için utanç verici olabilir. Peki neden kokarız? Amerika Philadelphia da bulunan Monell Chemical Senses Center da yapılan bir araştırma Amerikan halkının her yıl 1.8 milyar doları vücut kokularını ortadan kaldırmak amacı ile deodorant veya diğer koku önleyici ürünlere harcadıklarını ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Oysaki vücut kokumuz bize çok farklı şeyler söyleyebilir. Kokular bir hastalıığın sinyali olabilir yada kokular dostlarımızın seçiminde veya ne kadar kolaylıkla düşünebildiğimizin de işareti olabilir. Bu durumda vücut kokusu bizi ne zaman endişelendirmeli, ondan neler öğrenebiliriz ve bizim için problem oluyorsa nasıl savaşmalıyız.</p>
<p>Vücudumuz 2 ila 5 milyon arasında ter bezine sahiptir. Terin kendisi ki biz onun vücut kokusundan sorumlu olduğunu varsayarız, tek başına aslında kokusuz bir oluşumdur. Oysaki ayaklara, genital bölgeye, koltuk altlarına, saç diplerindeki o spesifik aroma vücut salgılarımızın yağ, ölü hücreler ve cilt yüzeyinde bulunan diğer mikroorganizma ve bakterilerle etkileşmesi sonucunda ortaya çıkar. Bununla beraber, hormonal değişimler, yoğun duygular, uygulanan <a href="http://www.tibbibilgiler.com/sismanlik-obezite">diet</a> ve beslenme tipi, hava koşulları yada o gün giyilen kıyafet bile kişisel kokunuz üstünde etkilidir.</p>
<p>Şimdi vücudunuzu farklı komşu bölgelere bölündüğünü, her birinin kendine özgü mikroorganizmalar ve ter bezleri barındırdığını hayal edin. Üç bezden olan salgı isimlerini sıralayacak olursak bunlar: Eccrine, Apocrine, ve Sabaceus tur. Eccrine bezleri tüm vücutta bulunur ve vücut sıcaklığını korumak için berrak ve kokusuz tuzlu bir solüsyon üretirki bunu biz perspirasyon (terleme) diye adlandırıyoruz. Apokrin ise daha çok koltuk altları ve genital bölgede aktiftir. Sebacacues bezleri ise yağ yapıcılardır. Kafatası, üst sırt bölgesi, yüz ve kasıklarda aktiftir ve bu bezler tıkandığı zaman akneler oluşur.</p>
<p>Uzmanlar vücudumuzun her parçasının salgılar ve bakterilerin etkileşimi ile kendine özgü bir koku oluşturduğunu söylemektedirler. Ayak kokumuz ile koltuk altı kokumuz aynı değildir; bununda nedeni ayaktaki eccrine bezlerinden kaynaklanmaktadır, oysaki koltuk altı üc tip bezide barındırmaktadır. Belli tip bir bakteri apokrin salgısı ile karşılaşırsa soğan benzeri kötü bir koku ortaya çıkar. Erkeklerdeki apokrin bezleri kadınlara göre daha büyüktür. Duygusal stres ise apokrin sıvısının akışını sağlarki buda keskin bir koku ortaya çıkartır. Yani önemli bir toplantı öncesinde ani bir ter ve vücut kokusuna maruz kalırsak buda sinir sistemimizin neden olduğu bir kimyasal reaksiyon sonucundadır.</p>
<p><strong>VÜCUT KOKUSU NE ZAMAN KÖTÜ BİR HABERDİR</strong></p>
<p>Bazı medikal problemler vücut kimyasında bir takım değişikliklere neden olurken vücut kokusunu da etkilerler (düzenli antibiyotikler veya antihistamin alımlarında). Vajinal koku normal menstrual döngü boyunca ani değişimler gösterebilir. Ama bu koku çok keskin ise bunun bakteriyel vajinosis den şüphelinebilinir. Benzer olarak ülser hastalığıda ağız kokusuna neden olabilir veya bir çok değişik nedenlerden de kaynaklanabilir. Hiperhidrosis kişinin aşırı terlemesi ile ortaya çıkan ender bir durumdur; bu da vücut kokusunu arttırır. Basitçe bakterinin nemli ortamda çoğalmasıdır. Benzer olarak obesite de eğer bakteri vücut deri kıvrımları içinde yerleşir ve büyürse kötü bir vücut kokusu yaratır. Uzun dönemli diyetler (günde 1200 kalori veya daha az) genel vücut kokusu üzerinde değişiklik yapabilir.</p>
<p>Bazı vücut kokuları kroniktir. Diyabetli yetişkinlerde genellikle daha tatlımsı nefes ve vücut kokusuna yatkınlık gözlenir. Bazı insanlar da belli tip proteinleri metabolize edemezler. Bu tip insanlarda da koku düzensizlikleri görülebilir. İki örnek: terli ayak hastalığı (tüm vücudunuzun ayak gibi kokması) ve kedi çişi hastalığı (idrarınızın kedigiller gibi kokması). Her ikisi de belli tip proteinlerin alımlarınınn izlenmesi ile kontrol altında tutulabilir.</p>
<p>Şayet vücut hijyenine mükemmel derecede önem vermesine rağmen, kötü vücut kokusundan yakınan birisini tanıyorsanız bu kişi trimetilaminuria kurbanı olabilir. Balık kokusu sendromu olarak da bilinir. Ender olarak rastlanır. Uygun diyet uygulanarak tedavi edilmeye çalışılır.</p>
<p><strong>KOKULARIN GÜCÜ</strong></p>
<p>Bir deneme yapacak olursak yakın bir tanıdığımızın kafa derisini koklayalım. Bu bölgede özel bir koku olduğunu algılarız. Bu, ekrin ve sebaceus bezlerinin ve de mikroorganizmaların kombinasyonudur. Saçlarımızda bu kokunun o bölgede kalmasını ve yoğunlaşmasını sağlar. Sonuçta güçlü aromalı bir koku ortaya çıkar. Araştırmalar sadece kafa derisi üzerine olmayıp, saliva, gözyaşı, mukus, ürin ve hatta kulak sıvısının da ayırıcı bir kokusu olduğunu ve kişiden kişiye değişiklik gösterdiğini ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Tüm bu formlar beraberce kişinin &#8220;koku izini&#8221; gösterir. Genetik olarak belirlenmiş olan bu koku imzası tıpkı parmak iziniz gibi kişiye özel, tektir. Köpekler bunu insanları izlemekte kullanırlar. Belkide ileride yeni teknolojiler ATM makinelerinin ve havaalanı görevlilerinin giyindiğiniz parfüme rağmen sizi tanımasını sağlayacaktır. Peki insanlar teknolojinin yardımı olmaksızın birbirlerinin kokularını tanıyabilirler mi? Araştırmacılar hayvanların phermones diye bilinen madde sayesinde güçlü kimyasal mesajları alıp iletebildiğini ortaya çıkarmıştır. Bu insanlar üzerinde henüz net değildir. Peki bunlar neden önemlidir? Son yıllarda yapılmış bir araştırmada, çekici bulduğumuz kokuların aynı zamanda bazı önemli biyolojik bilgileri içerdiğini göstermiştir. İsviçre Bern Üniversitesinde yapılmış bir araştırmada kadın deneklere farklı erkekler tarafından giyilmiş tişörtleri koklamalarını ve seksilik ve hoşluk derecesine göre sıralamaları istenmiştir. Sonuç olarak görülmüştür ki kadınlar kendi immune (bağışıklık) sistem profiline en uzak olan erkeğin tişörtünü seçmiştirler.</p>
<p><strong>HAMİLELİK, PERİYOTLAR VE VÜCUT KOKUSU</strong></p>
<p>Şayet vücut kokunuzun, hatta ayak kokunuzun dahi günden güne değişiklik gösterdiğini farkettiyseniz, bu hayal ötesi bir durum değildir. Chicago&#8217;da Advanced Reproductive Health Center&#8217;dan doktor Joel Brach, MD, &#8220;Birçok kadın doğurganlık döngüsünde vücut kokularının nasıl değiştiğini farketmezler bile. Ay boyunca östrojen hormonu artar, kan damarlarından kan akışı artar. Bu durum nasıl hissettiğinizi, tat alma duygunuzu, vücutsal sıvılarınızın nasılkoktuğunu etkiler.&#8221;</p>
<p>Vücut sıcaklığı arttığında ek bir perspirasyona sebep olur. Bu da kokuyu etkiler. İlginç olarak vajinal koku periyodun öncesinde ve sonrasında artmasına rağmen, periyot sırasında değişiklik göstermez. Çünkü menstruel kanama olurken bakteri metobolize edecek şansı bulamaz.</p>
<p>Hamilelikte vücut kokusunu değiştirebilir. Birçok kadın sıcak basmasını izleyen ani terlemeleri hamilelik boyunca yaşayabilir. Vajinal flora (maya) progresteron seviyesi arttığı için genital bölgede hamilelik esnasında kokunun artmasına sebep olur.</p>
<p><strong>GIDALAR KOKUMUZU NASIL ETKİLER?</strong></p>
<p>Altın bir kural olarak: Şayet vücut kokusu bir problem ise az tatlı gıdalar daha iyidir. Ter metabolizmanın atık ürünüdür. Yediğimiz herşeyden gelen atık ürünler vücutsal sıvılar içinde sonlanır. Bunlar ter, saliva ve verdiğimiz nefesteki karbondioksittir. Sarmısak, soğan, brokoli, lahana, kahve ve alkol gibi gıdalar uçucu kükürt bileşikleri içerir ki bunlar vücut salgıları içinde hoş olmayan kokular çıkarır. Baharatlı yiyecekler de metabolik hızı arttırdığından terlemeyi de arttırır. Soğan ve sarmısak yemek ağız kokusu ile ilgili olabildiği gibi de, bu aslında sadece bukete ekstra bir çiçek eklemekten farksız gibidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tibbibilgiler.com/vucut-kokusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülser</title>
		<link>http://www.tibbibilgiler.com/ulser.html</link>
		<comments>http://www.tibbibilgiler.com/ulser.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 19:56:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[mide hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[peptik ülser]]></category>
		<category><![CDATA[ülser]]></category>
		<category><![CDATA[Ülser ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Ülser belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ülser hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ülser nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[ülser nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ülser tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülser tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tibbibilgiler.com/?p=914</guid>
		<description><![CDATA[Ülser, &#8220;Peptik Ülser&#8221; Ülser, mide-barsak sisteminde herhangi bir yerde, yani yemek borusu, mide, oniki parmak barsağı veya barsaklarda oluşan yaralardır. Bizim burada bahsettiğimiz mide ve düedonum&#8217;daki (oniki parmak barsağı) iyi huylu yaralardır. Mide ülserlerine, düedonum ülserlerine nazaran daha az rastlanır. Düedonum ülserleri onbeş yaşından önce nadiren görülür. Mide ülserlerine nazaran rastlanma oranı 4 defa daha fazladır<a href="http://www.tibbibilgiler.com/ulser.html">&#160;&#160;[ Read More ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ülser, &#8220;Peptik Ülser&#8221;</strong></p>
<p>Ülser, mide-barsak sisteminde herhangi bir yerde, yani yemek borusu, mide, oniki parmak barsağı veya barsaklarda oluşan yaralardır. Bizim burada bahsettiğimiz mide ve düedonum&#8217;daki (oniki parmak barsağı) iyi huylu yaralardır.</p>
<p>Mide ülserlerine, düedonum ülserlerine nazaran daha az rastlanır. Düedonum ülserleri onbeş yaşından önce nadiren görülür. Mide ülserlerine nazaran rastlanma oranı 4 defa daha fazladır ve erkeklerde kadınlardan daha çok görülür. Mide ülserlerinin rastlanma oranı ise kadın ve erkeklerde eşittir. 40 yaşından önce seyrek rastlanır.</p>
<p><strong>Belirtiler &#8211; Bulgular</strong><br />
Mide ve düedonun ülserlerinde yemeklerden 1-3 saat sonra başlayan yanıcı ve kemirici tarzda ağrı en fazla rastlanılan şikayetlerden bir tanesidir. Ağrı, bir şey yemek veya antiasit ilaç almakla kaybolur. % 60-90 oranında hastalar geğirme, şişkinlik, gerginlik ve mide bölgesinde ağrıdan şikayet ederler.</p>
<p>Bu dönemler birkaç hafta sürer, daha sonra birkaç hafta-ay süren şikayetsiz dönemler izlenir. Çok zamanda mevsimlik alevlenmeler görülür. (İlkbahar, sonbahar mevsimleri)</p>
<p>Düodonumun tekrarlayan ülserlerinde mideden oniki parmak barsağına geçişte, daralmaya bağlı iştahsızlık, kilo kaybı, erken doyma, bulantı ve kusma gibi şikayetlerde görülebilir.</p>
<p><strong>Nedenleri</strong><br />
Çeşitli nedenleri vardır. Düedonum ülserlerinin % 90&#8242;ında mide ülserlerinin % 75&#8242;inde Helicobakter Pylori Gastriti mevcuttur.<br />
Diğer önemli bir neden de midenin en iç tabakası olan mukozanın bütünlüğünü sağlayan koruyucu faktörler (mukus, bikarbonat, kan akımı) ile agresif faktörler (asit, pepsin, safra tuzları, pankreas enzimleri) arasındaki dengenin bozulmasıdır. Bu dengeyi bozan risk faktörleri:</p>
<ul>
<li>Günde yarım paketten fazla sigara</li>
<li>İlaçlar (kortizon cinsi ilaçlar, yüksek doz, uzun süreli tedavi)</li>
<li>Stres</li>
<li>Sosyo ekonomik sıkıntılar</li>
<li>Aşırı baharatlı besinler</li>
<li>Alkol, kafein</li>
<li>Ailevi ülser öyküsü</li>
</ul>
<p>Tedavi edilmeyen ülserlerde % 5 oranında delinme (Perforasyon), % 25 oranında da kanama riski mevcuttur. Midenin radyolojik tetkiki ile % 70-90 arasında, endoskopi (Gastroskopi) ile % 95 isabet oranı ile teşhisi mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tibbibilgiler.com/ulser.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyku Bozukluğu</title>
		<link>http://www.tibbibilgiler.com/uyku-bozuklugu.html</link>
		<comments>http://www.tibbibilgiler.com/uyku-bozuklugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 19:53:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı uyku]]></category>
		<category><![CDATA[az uyumak]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerde uyku]]></category>
		<category><![CDATA[kabus]]></category>
		<category><![CDATA[neden uyuruz]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[rüyalar ne zaman görülür]]></category>
		<category><![CDATA[uyku düzeni bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[uyku nedir]]></category>
		<category><![CDATA[uyku problemi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[uykuda konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[uykuda yürüme]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tibbibilgiler.com/?p=911</guid>
		<description><![CDATA[UYKU BOZUKLUĞU Uykusuzluk nedir? Uykuya dalma, uykuyu sürdürme ve sonlandırmaya ilişkin sorunlar, dinlendirici olmayan uyku, insomnia (uykusuzluk) karşılığı kabul edilmektedir. Gündüzleri yorgunluk hissi, duygu alanında değişmeler (huzursuzluk, hırçınlık gibi), verimlilikte azalma, hatta düşünsel işlevlerde bozulma tabloya eşlik edebilmektedir. Uykunun dönemleri var mıdır? Uykuda farklı 5 dönem dikkati çekmektedir. Bu dönemlerden birisi REM (Rapid Eye Movement)<a href="http://www.tibbibilgiler.com/uyku-bozuklugu.html">&#160;&#160;[ Read More ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>UYKU BOZUKLUĞU</strong></span></p>
<p><strong>Uykusuzluk nedir?</strong></p>
<p>Uykuya dalma, uykuyu sürdürme ve sonlandırmaya ilişkin sorunlar, dinlendirici olmayan uyku, insomnia (uykusuzluk) karşılığı kabul edilmektedir. Gündüzleri yorgunluk hissi, duygu alanında değişmeler (huzursuzluk, hırçınlık gibi), verimlilikte azalma, hatta düşünsel işlevlerde bozulma tabloya eşlik edebilmektedir.</p>
<p><strong>Uykunun dönemleri var mıdır?</strong></p>
<p>Uykuda farklı 5 dönem dikkati çekmektedir. Bu dönemlerden birisi REM (Rapid Eye Movement) diğerleri ise Non-REM olarak adlandırılmaktadır. Non-REM dönemi kendi içinde iki ana bölüme ayrılabilir:</p>
<p>Yüzeyel uyku (1. dönem ve kısmen 2. dönem)</p>
<p>Derin uyku (3. ve 4. dönemler). Bu dönemleri içine alacak şekilde bir tanım yapılırsa uyku, uyanıklıkla 5 uyku dönemi arasındaki periyodik geçişlerdir denebilir.</p>
<p>Genellikle kısa bir uyanık dönemden sonra insanlar 1., 2., 3. ve 4. döneme girmektedir. Uykunun başlamasından yaklaşık 90-120 dakika sonra da ilk REM dönemi ortaya çıkmaktadır. Daha sonra da 90-120 dakikalık aralarla bir gecede 3-5 REM döneminden geçilmektedir. Genç erişkin insan uykusunun yaklaşık olarak %5-10’unu 1. dönem, %45-60’ını 2. dönem, %20-25’ini 3. ve 4. dönem ve %20-30’unu REM dönemi kapsamaktadır. Genel olarak uykunun ilk üçte birlik bölümünde Non-REM, son üçte birlik döneminde de REM uykusu daha fazla yer almaktadır.</p>
<p>Yüzeyel uyku, uyku-uyanıklık geçişi arasındaki dönemi oluşturmakta olup bu dönemde insanlar kolaylıkla uyandırılabilmektedir. Derin uyku sırasında insanın uyandırılabilmesi için daha şiddetli uyarana ihtiyaç vardır. Bu dönemdeki değişimlerin, bedensel dinlenmeye, yenilenmeye hizmet ettiği kabul edilmektedir. Derin uykunun yeterince uyunmadığı ya da deneysel olarak ortadan kaldırıldığı durumlarda ise insanlar dinlenemediklerinden, sabah yorgun kalktıklarından, yeni bir günün yükünü taşıyacak durumda olmadıklarından yakınmaktadırlar.</p>
<p><strong>Rüyalar ne zaman görülür?</strong></p>
<p>Rüyaların % 80&#8242;inin REM sırasında görüldüğü bilinmektedir. Bu dönemdeki değişimler, fizyolojik aktiviteler açısından uyanıklığa benzerlik göstermektedir. REM&#8217;in işlevi konusunda iki temel açıklama vardır: birincisi, REM&#8217;in amacı gün içinde yaşananları unutmaktır, ikincisi, REM uyanıklıkta alınan bilgilerin düzenlenmesinde hizmet eder.REM&#8217;in birey için gerekli bulunmayan kayıtları silerek, gerekli olanları düzenleyerek ertesi güne duygusal ve düşünsel olarak hazırlanmaya hizmet ettiği söylenebilir.Ayrıca hayvan deneyleri, öğrenme ile REM arasında yakın ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Uyku bozuklukları yaygın mıdır?</strong></p>
<p>Uyku bozukluklarının genel populasyonda yaygınlığı % 15-35 civarında olup, % 10-20 oranında ağır ve kalıcı bir şekilde uykusuzluktan yakınanlar bulunmaktadır. İnsanların % 50’si yaşamlarının bir döneminde uykusuzluk çekmektedirler. Bu insanların yarısının sorunlarının ciddi boyutta olduğunu ifade etmeleri, uykusuzluğun önemli ve oldukça yaygın olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir.</p>
<p><strong>Yaşa ya da cinsiyete göre uyku sorunları değişir mi?</strong></p>
<p>Araştırmalar kadınların daha fazla uykusuzluk yakınması bulunduğunu göstermektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte uyku ihtiyacı da azalmaktadır. Gençlerin daha çok uykuya dalma güçlüğü çektikleri, yaşlıların ise uykuyu sürdürmeye ilişkin sorunlarının ön planda olduğu dikkati çekmektedir. Yaşlılıkla artan hastalıkların uykusuzluk oluşumuna katkısı da yadsınamaz. Süregen uykusuzluk, kadınlarda, yaşlılarda ve bedensel ya da ruhsal hastalıkları olanlarda yaygındır.</p>
<p><strong>Uykusuzluk insanı nasıl etkiler?</strong></p>
<p>Uykusuzluk, hasta için uyuyamamanın ötesinde anlam taşımakta, psikososyal, mesleki alanlarda da sorunlara yol açmaktadır. Araştırmalar, uykusuzluğu olan insanların günlük yaşamlarında ve genel sağlık alanlarında daha çok sorunları olduğunu, giderek yaşam kalitesinin düştüğünü ve zaman/enerji yönünden daha çok yardım aramaya yöneldiklerine işaret etmektedir.</p>
<p><strong>Ruhsal bozukluklarda uyku sorunları daha fazla görülür mü?</strong></p>
<p>Psikiyatrik bozukluklarda uykusuzluk yakınmasının % 75 oranında bulunduğu dikkati çekmektedir. Bunların içinde depresyonda ortaya çıkan uyku bozuklukları özel bir yer tutmaktadır. Depresyonda olan kişilerin uyku örüntüsündeki değişiklikler biyolojik gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu örüntüdeki tipik özellikler, kısa sürede REM dönemine girme, geceleri sık uyanma, sabahları erkenden uyanma olarak özetlenebilir. Anksiyete (kaygı) tablolarında ise çoğu zaman uykuya giriş sorunları ön plandadır. Bu hastaların bir bölümü gerginlik nedeniyle, yeterince gevşeme elde edemediklerinden uykuya zorlukla girebilmektedirler.</p>
<p><strong>Uykusuzluk nedenleri nedir?</strong></p>
<p>Uykusuzluğa, uyarılmaya yol açan tüm faktörlerin neden olabileceği söylenebilir. Bu nedenle kaynağında kısa süreli ya da kalıcı psikoljik/biyolojik değişmeler yer alabilir.</p>
<p>Bedensel hastalıklar ve bazı ilaçlar biyolojik faktörler olarak ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Psikolojik faktörler olarak bireyin içinde bulunduğu gerginlik ve kaygı gibi yaşantıların, uykunun başlangıcında beklenen gevşemeye engel olduğu, hatta uyku ya da uyumanın kaygı verici bir yaşantı olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Böylece, hastanın uykuya girişi gecikmekte ya da uykuya geçememekte, uyku başlasa bile kesintilerle sürmektedir.</p>
<p><strong>Aşırı uyku nedir?</strong></p>
<p>Gündüzleri uyuklamaların temel yakınma olduğu aşırı uyku tabloları, tüm uyku bozukluklarının yarısını oluşturmaktadır. Aşırı uyku tablosunun içinde iki önemli bozukluk yer almaktadır: Bunların birincisi uyku apnesi, ikincisi ise narkolepsidir.</p>
<p>Uyku apnesi, bir saatlik uyku sırasında 10 saniyeden uzun süren beşden fazla sayıda solunum durmasıdır. Yaşamı tehdit eden, ani gece ölümlerine neden olduğu ileri sürülen ve yorgunluk, isteksizlik, verimsizlik, düşünsel işlevlerde bozulma, duygusal dengesizlik gibi çeşitli psikiyatrik belirtilere yol açabilen bir tablodur.</p>
<p>Narkolepsi, gündüzleri uyku atakları, karabasan ve diğer ek belirtilerle karakterize bir tablodur.. Tanı, uyku laboratuarlarındaki çalışmalarla konabilmektedir.</p>
<p><strong>Uykuda konuşma, yürüme, kabus neden olur?</strong></p>
<p>Uykuda konuşma, yürüme, diş gıcırdatma, kabus, korku, karabasan, altını ıslatma gibi tabloları içeren uyku bozuklukları (parasomnia&#8217;lar) tüm uyku bozukluklarının % 15.&#8217;ni oluşturmaktadır. Genellikle çocukluk ve ergenlik dönemde görülmektedir. Çocuk ve ergenlerin yaklaşık dörtte birinde parasomnia görülmektedir. Bu oran, erişkin dönemde % 1’e düşmektedir. Genellikle uykunun başlangıç dönemindeki Non-REM uykusu sırasında görülmekte olan parasomnia tablolarının genellikle psikolojik nedenlere dayalı olduğu dikkati çekmektedir. Bu nedenle tedavinin temelini psikolojik modeller oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Uyku düzeni bozuklukları nedir?</strong></p>
<p>Uyku düzeni (siklus) bozuklukları, tüm uyku bozuklularının % 2.9&#8242;nu oluşturmaktadır. Burada zaman zaman gece çalışanlara, uçakla ekvatora paralel olarak yolculuk yapanlara (jet-lag), günlük siklusu 24 saatten kısa ya da uzun olanlara ait tablolar yer almaktadır. Tedavi nedene yönelik olup, ritmin düzenlenmesi temel alınmaktadır.</p>
<p>Uyku bozukluğunun tanısının konabilmesi için,yakınmanın tanımlanması, nasıl ortaya çıktığının ve ilişkili faktörlerin araştırılmasına yönelik olan ayrıntılı bir görüşme , psikolojik değerlendirme yapılmalı ve fizik muayene ile laboratuvar testleri uygulanmalıdır.Ancak görüşme ve incelemeler sonucunda uygun tedaviye yanıt alınamamış, spesifik bir uyku bozukluğuna işaret eden sorunları bulunduğu düşünülen ya da tedavi sonuçları izlenecek hastalar uyku laboratuvarında incelenmelidir.</p>
<p><strong>Uyku sorunlarının tedavisi nasıl oluyor?</strong></p>
<p>Uykusuzluğu olan kişilerin bir sonuç alamamalarına karşın uyumak için alkol vb. maddeleri kullandıkları dikkati çekmektedir. Bu şekilde, tabloya diğer sorunlar eklenmektedir.</p>
<p>Uykusuzluğun kaynağı olarak görülen bedensel ve psikolojik gerginlikle başetmek için gevşeme teknikleri ile gerginlik ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bazı uykusuzluk tablolarında ilaç tedavisi kullanılmaktadır.</p>
<p>Uykusuz insanların bir bölümünde sadece uyku hijyeninin düzenlenmesiyle önemli ölçüde yarar sağlanabilmektedir. Uyku hijyeni için şu noktalara dikkat edilmelidir:</p>
<p>·  çok aç ya da tok olmamak,</p>
<p>·  kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınmak,</p>
<p>·  düzenli egzersiz yapmak, ancak akşam saatlerinde heyecan oluşturacak aktivitelerden kaçınmak,</p>
<p>·  uyku gelmeden yatağa girmemek,</p>
<p>·  yatak odasını sadece uyku ve cinsel ilişki için kullanmak,</p>
<p>·  uyuyamadığında uyumaya çabalamamak, yataktan ve yatak odasından çıkarak başka bir yerde zaman geçirip uyku gelince yatağa dönmek,</p>
<p>·  ne kadar uyunursa uyunsun sabah belirli bir saatte kalkmak,</p>
<p>·  gündüzleri uyumamak ve yatak odasını ses, ışık, ısı yönünden izole etmek.</p>
<p>Aslında bunlar herkesin sağlıklı bir uyku için dikkat etmesi gereken kurallardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tibbibilgiler.com/uyku-bozuklugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyarılmış Potansiyeller</title>
		<link>http://www.tibbibilgiler.com/uyarilmis-potansiyeller.html</link>
		<comments>http://www.tibbibilgiler.com/uyarilmis-potansiyeller.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 19:49:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Potansiyel]]></category>
		<category><![CDATA[santral sinir]]></category>
		<category><![CDATA[sinir sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarılmış Potansiyeller]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tibbibilgiler.com/?p=909</guid>
		<description><![CDATA[Uyarılmış Potansiyeller Genel Bilgiler Uyarılmış potansiyeller santral sinir sisteminin başlıca duyu yollarının bütünlüğünü kontrol eden elektrofizyolojik incelemelerdir. Klinikte en çok üç duyu yolu, görme, işitme ve hissetme ile ilgili yollar kontrol edilmektedir. Klinisyen çoğu zaman hastanın muayene bulguları tek başınateşhis koymakta yetersiz kaldığı durumlarda tanıya destek olması amacıyla bu incelemelerden birini veya birkaçını istemektedir. Görsel Uyarılmış Potansiyeller(VEP); görme yollarının görme sinirindenbaşlayarak beyin kabuğunda temsil edildiği alana kadar olan bölümünü test eder. Bunun için hasta bir ekran karşısında doktorun<a href="http://www.tibbibilgiler.com/uyarilmis-potansiyeller.html">&#160;&#160;[ Read More ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Uyarılmış Potansiyeller</strong></span></p>
<p><strong>Genel Bilgiler</strong><br />
Uyarılmış potansiyeller santral sinir sisteminin başlıca duyu yollarının bütünlüğünü kontrol eden elektrofizyolojik incelemelerdir. Klinikte en çok üç duyu yolu, görme, işitme ve hissetme ile ilgili yollar kontrol edilmektedir. Klinisyen çoğu zaman hastanın muayene bulguları tek başınateşhis koymakta yetersiz kaldığı durumlarda tanıya destek olması amacıyla bu incelemelerden birini veya birkaçını istemektedir.</p>
<p>Görsel Uyarılmış Potansiyeller(VEP); görme yollarının görme sinirindenbaşlayarak beyin kabuğunda temsil edildiği alana kadar olan bölümünü test eder. Bunun için hasta bir ekran karşısında doktorun önceden belirlediği bir mesafede oturarak genellikle dama tahtası şeklinde hazırlanmış ekranın orta noktasına bakar. İnceleme bu ekranın önceden belirlenen aralıklarla otomatik olarak kayması yani karelerin bu kaymayla birlikte yer değiştirmesi ile başlar. Her kayma ile birlikte göz sinirinde uyartılan ve buradan ilgili beyin kabuğubölümüne ulaşan bioelektrik potansiyeller, başa takılan elektrodlar yardımıylatoplanır. Toplanan ve ortalaması alınan bu potansiyeller alet yardımı ile büyütülerek görünür hale gelir. Bu inceleme diğer göz kapatılarak her iki göz için ayrı ayrı uygulanır ve yine her iki göz için en az iki kez tekrarlanarak yanıtların rastlantısal şekiller olmadığı gösterilir. İncelemede en çok dama tahtası yöntemi kullanılmakla birlikte aralıklı ışık uyaranı, kayan çubuklar, renkli çubuklar da kullanılmaktadır. İnceleme bebeklere ışık uyaran veren gözlükler yardımıyla uygulanmaktadır. Erişkinlere uygulanan göz muayenesine koopore olamayan bebeklerin görüp görmediği hakkında ciddi yardımları olmaktadır.</p>
<p>Beyinsapı İşitsel Uyarılmış Potansiyeller (BAEP); İşitme yollarının işitme sinirinden başlayarak beynin derin yapılarında ve son olarak ilgili beyin kabuğunda temsil edildiği yere kadar olan bölümünü test eder. İnceleme sırasında hastaya belli frekans aralığında klik ses uyaranı bir kulaktan verilir. Bu sırada saçlı deri üzerinden kayıt yapılır. İncelemede, ilk 10 ms içerisindebahsedilen beyin yapılarının bazı bölümlerinden kaynaklandığı bilinen ve bu yapılarda bir rahatsızlığı olmayan bireylerde her seferinde aynı şekilde ve aynı aralıklarla tekrarlanan bazı yanıtlar elde edilir. Bu yanıtlar yüksek sayıda tekrarlanarak ortalama bir şekil elde edilir. Bu şekil içerisinde beklenen yanıtlar işaretlenir. Yanıtların zamana göre dağılımları, genlikleri ve şekillerine bakılarak normal değerler ve diğer kulaktan elde edilen değerler ile karşılaştırma yapılır. Aynı işlem diğer kulak için de tekrarlanır.</p>
<p>Somatosensoriyel Uyarılmış Potansiyeller (SEP); Bu incelemede de sinir sistemimizin diğer ikisine göre daha geniş fakat yine de işleve sınırlı bir bölümükontrol edilir. Burada uyaran kol, bacak, yüz veya vücudun diğer bir alanındakimotor veya duyusal sinirlere ardısıra elektrik uyarısı olarak verilir. Her verilenuyarı karşılığında uyarılan sinirin vücuttaki gidiş yolu üzerinden ve uyaranın sonlandığı beyin bölgesine uyan saçlı deriden belli yanıtlar kaydedilir. Bu yanıtların tekrarlanan uyarılarla ortalaması alınır. Çeşitli işaretlemeler yapılarak yanıtların zamana göre dağılımı, genlikleri ve şekilleri kontrol edilir. Uyarılansinir yolu üzerinde herhangi bir sorun varsa beklenen yanıt gecikebilir, genliği düşebilir, şekli bozulabilir ve hatta tamamen kaybolabilir.</p>
<p>Motor Uyarılmış Potansiyeller (MEP): Nadiren kullanılan bu incelemede beyine ve omuriliğe stimülatörler yardımı ile verilen uyarıların kaslardaki yanıtlarıkaydedilir ve yorumlanır. Bu sayede beyinden omuriliğe kadar veya omuriliktekisinir kökünden kaslara kadar olan sinir iletisi incelenebilir. Beyinin veya omuriliğin uyarılması için özel kortikal elektrik stimülatörleri veya manyetik stimülatörler kullanılmaktadır. Kortikal elektrik stimülatörleri daha noktasal ve yüzeyel uyarılar verirler ve daha ağrılıdırlar. Manyetik stimülatörler daha derin, yaygın ve ağrısız uyarı vermektedirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tibbibilgiler.com/uyarilmis-potansiyeller.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüp Bebek Nedir</title>
		<link>http://www.tibbibilgiler.com/tup-bebek-nedir.html</link>
		<comments>http://www.tibbibilgiler.com/tup-bebek-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 19:47:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[tüp bebek doktorları]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek ücretleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek uzmanları]]></category>
		<category><![CDATA[tüp bebek yöntemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tibbibilgiler.com/?p=907</guid>
		<description><![CDATA[TÜP BEBEK Çiftin her ikisine ait üreme hücreleri elde edildiğinde laboratuvar ekibi in-vitro yani vücut dışı koşullardadöllenme işlemini gerçekleştirmektedir. Bu yöntemde erkek ve kadın üreme hücreleri vücut sıcaklığındaki uygun bir ortamda 48 saat bekletilmektedir. Bu sürede elde edilen yumurtaların yaklaşık yarısında döllenme oluşmaktadır. O zaman bu döllenmiş yumurtalar embryo (cenin) olarak adlandırılmakta ve son hedef olan kadın rahmine<a href="http://www.tibbibilgiler.com/tup-bebek-nedir.html">&#160;&#160;[ Read More ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TÜP BEBEK</strong></p>
<p>Çiftin her ikisine ait üreme hücreleri elde edildiğinde laboratuvar ekibi in-vitro yani vücut dışı koşullardadöllenme işlemini gerçekleştirmektedir. Bu yöntemde erkek ve <a href="http://www.tibbibilgiler.com/kadin-sagligi">kadın</a> üreme hücreleri vücut sıcaklığındaki uygun bir ortamda 48 saat bekletilmektedir. Bu sürede elde edilen yumurtaların yaklaşık yarısında döllenme oluşmaktadır. O zaman bu döllenmiş yumurtalar embryo (cenin) olarak adlandırılmakta ve son hedef olan kadın rahmine yerleştirilmektedir. Embryolar rahim içerisine rahim ağzından ince bir kateter ile yerleştirilmektedir.</p>
<p>Ancak bu gebeliklerin bir kısmı düşük ile sonlanmakta ve tedaviye giren çiftlerin uygulama başına yaklaşık % 40’ında çocukları olabilmekte, bu oran birçok uygulama sonucu % 70-80&#8242;lere çıkabilmektedir. Geri kalan % 20-30&#8242;luk grup modern tıbbın bütün olanaklarına rağmen günümüzde çocuk sahibi olamamaktadırlar.</p>
<p><strong>GENEL BİLGİLER </strong></p>
<p>Tüpbebek, klasik yöntemler ile gebe kalamayan kadınlarda uygulanan bir tedavi şekli olup, erkek (sperm) ve dişi (yumurta) döl hücrelerinin laboratuvar koşullarında birleştirilmesi sonucunda oluşan embryoların, rahime transferi ilkesine dayanır. Laboratuvar koşullarında gerçekleştirilen döllenme, kendiliğinden (in vitro fertilizasyon) ya da insan eliyle, tek yumurta içine tek sperm verilmesi ile (mikroenjeksiyon) sağlanır.  Tüpbebek, önceleri enfeksiyon veya cerrahi işlem sonucunda tüplerinde kalıcı hasar oluşan kadınlarda uygulanmaya başlanmış, kısa bir süre sonra ise, kısırlığa yol açan diğer nedenlerin tedavisinde de kullanılır olmuştur.</p>
<p>Bugün, endometriosis, nedeni açıklanamayan kısırlık olguları ve erkeğe bağlı kısırlıkta tüpbebek yöntemleri ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. Özellikle son yıllarda uygulanmaya başlanan mikroenjeksiyon, sperm sayısının çok düşük olması ve hatta menisinde hiç sperm olmamasına karşın, testisinde sperm bulunan erkeklerin tedavisinde bir devrim olarak nitelendirilmektedir.</p>
<p><strong>TESE</strong></p>
<p>Şiddetli erkek kısırlığı alanında son yıllarda görülen en göz kamaştırıcı gelişme kuşkusuz menisinde hiç sperm hücresi bulunmayan erkeklerde görülmektedir. Yumurta kanallarının herhangi bir nedenle tıkalı olması veya yumurtalıklardaki üretimin yetersiz olmasına bağlı bu durumlarda sperm hücresi elde etmek için başka bir kaynağa başvurmak gerekir. Yumurtalık kanallarının tıkalı olması veya doğuştan yokluğu durumunda sperm hücreleri kanallardan alınmakta ve bu hücrelerlemikroenjeksiyon uygulanmaktadır.</p>
<p>Tıkanmanın olmadığı durumlarda ise problem daha karışıktır. Bu durumlarda erkek yumurtalığının çeşitli bölümlerinde çok kısıtlı da olsa bir üretim söz konusu olabilmektedir. Yumurtalığın çeşitli bölümlerinden çok sayıda küçük parça alınarak bu parçaların içerisinde sperm hücresi aramak gerekmektedir. Her iki teknikle de elde edilen spermlerle menisinde sperm bulunan erkeklerde elde edilen döllenme ve gebelik oranlarına erişilmektedir. Böylece tedavi olanaklarından yararlanamayan çift sayısı çok azalmaktadır. Sperm hücresinin meniden, yumurtalık kanallarından veya doğrudan yumurtalıklardan gelmesi gebelik oranlarını etkilememektedir.</p>
<p>Günümüzdeki tek engel kadın yumurtasının kalitesi olarak ortaya çıkmaktadır. Uzmanlar kaliteyi belirleyen en önemli faktörün kadının yaşı olduğunu belirtmektedirler. Yıllar sperm hücresinin kalitesini etkilemezken kadın yumurtalıkları üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta ve gebelik oranları kadın yaşı ile birlikte düşmektedir.Tüpbebek yöntemlerinde kadının yumurtalıklarının uyarılması, çeşitli ilaçlarla (HMG:Humegon, Pergonal ,Menogon veya FSH: Metrodin, Follegon) sağlanır. Yumurtalıkların uyarılmasının amacı, embryo oluşturmaya aday çok sayıda yumurta elde etmektir. Çok sayıda embryonun rahim içine yerleştirilmesinin (embryo transferi) gebelik şansını artırdığı gösterilmiştir (gebelik oranları, bir embryo yerleştirildiğindeyaklaşık % 10, üç embryo yerleştirildiğinde ise % 30 civarındadır).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tibbibilgiler.com/tup-bebek-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tiroit Kan Testleri</title>
		<link>http://www.tibbibilgiler.com/tiroit-kan-testleri.html</link>
		<comments>http://www.tibbibilgiler.com/tiroit-kan-testleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 19:44:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroid Kan Testleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroit Kan Testleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroit Kan Testleri fiyatları]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroit Kan Testleri nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroit Kan Testleri nerede yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroit Kan Testleri ücretşeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tibbibilgiler.com/?p=905</guid>
		<description><![CDATA[TİROİT KANSERLERİNİN TEDAVİSİ Genel olarak tanısı konmuş tüm tiroit kanserlerinde ilk basamak tedavi cerrahi tedavidir. Önerilen yöntem ise total tiroidektomi dediğimiz, tiroidin tamamının çıkarılmasıdır. Bu yöntem, gözle görülebilir tüm tiroit dokusunun çıkarılması olarak da tanımlanabilir. İyi seyirli kanserlerde de ( papiller ve foliküler ) bu yöntem kullanılır mı? Prensip olarak tüm kanserlerde tiroidin tamamının çıkarılması<a href="http://www.tibbibilgiler.com/tiroit-kan-testleri.html">&#160;&#160;[ Read More ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TİROİT KANSERLERİNİN TEDAVİSİ</p>
<p>Genel olarak tanısı konmuş tüm tiroit kanserlerinde ilk basamak tedavi cerrahi tedavidir. Önerilen yöntem ise total tiroidektomi dediğimiz, tiroidin tamamının çıkarılmasıdır. Bu yöntem, gözle görülebilir tüm tiroit dokusunun çıkarılması olarak da tanımlanabilir.</p>
<p>İyi seyirli kanserlerde de ( papiller ve foliküler ) bu yöntem kullanılır mı?</p>
<p>Prensip olarak tüm kanserlerde tiroidin tamamının çıkarılması kabul edilir. Bu prensip doğal olarak iyi seyirli kanserler için de geçerlidir. Çünkü iyi seyirli kanserlerin oldukça önemli bir kısmında tümör tiroit içinde birkaç noktada birden gelişmiş olabilir. Geride tiroit dokusu bırakılırsa bu doku da çok küçük de olsa tümör kalmış olabilir. Bu tip tümörler çok az oranda da olsa ileride kötü seyirli anaplastik kansere dönebilmektedir. Yine bazı iyi seyirli kanserler yüksek riskli alt gruba girmiş olabilir ( Tablo-3 ) ve bu hastalarda tedavinin tam başarılı olabilmesi için ameliyattan sonra radyoaktif iyotla radyasyon tedavisi gerekebilir. Bunun da etkili olabilmesi için geride hiç tiroit dokusu kalmamış olması tercih edilir. Diğer yandan ameliyat olan hastaların takibinde kan tiroglobulin seviyesinin izlenmesi önem kazanır. Eğer tiroidin tamamı çıkarılmamışsa bu testin değeri oldukça düşmektedir. Tiroidinin tamamı çıkarılmış olan hastalarda tiroglobulin değeri yüksek olarak ölçülürse hastada tümörün tekrarladığı veya başka yerlere yayıldığı ( metastaz ) anlamı çıkabilir ve gerekli tetkiklerin yapılması ve başka tedavi yöntemlerinin gündeme gelmesine olanak sağlar. Dolayısıyla tanısı belli olan iyi seyirli kanserlerde ideal tedavi tiroidin tamamının çıkarılmasıdır.</p>
<p>Bu durumun istisnaları var mıdır?</p>
<p>Bunu bir örnekle açıklamakta yarar vardır. Tiroidin de var olan nodül veya nodüller nedeniyle ameliyatına karar verilmiş olan genç bir hastayı ele alalım. Ameliyat öncesi yapılan araştırmalarda kanser için herhangi bir ip ucu bulunmamışsa; birçok cerrah tiroidin tamamını çıkarmaktan kaçınır ve bu hastaya da tiroidin tamamının çıkarılmadığı yöntemlerden birini uygular. Çıkarılan parçanın kesin incelenmesi sonucunda hastada iyi seyirli papiller veya foliküler kanser olduğu saptanmış olsun. Bu durumda ne yapılmalıdır sorusunun yanıtı halen tartışılmaktadır. Tablo-3’de görüldüğü gibi hasta düşük yada yüksek risk grubunda olabilir. Düşük risk grubunda olan hastaların izlenmesi bir ölçüde kabul edilebilir. Ancak yüksek risk grubunda olan bir hastanın yeniden ameliyat edilerek geride kalan tiroit dokularının olabildiğince çıkarılması gereklidir. Çünkü bu hastaların büyük olasılıkla radyoaktif iyot tedavisine gereksinimleri olacaktır. Daha önce de değinildiği gibi etkin bir radyasyon tedavisi için geride doku kalmamış ya da çok az kalmış olması tercih edilmektedir.</p>
<p>İyi seyirli kanserlerin hepsinde radyoaktif iyot vermek gerekir mi?</p>
<p>Biraz önce de değinildiği gibi düşük riskli hasta gruplarında tiroidin tamamı çıkarılmışsa veya kanser çapı 1-1.5 cm’den küçükse çoğunlukla bu tedaviye gereksinim olmadığı söylenebilir. Ancak yüksek riskli hastalara bu tedavinin verilmesi uygun olabilir. Hangi hastaya ne zaman ve ne dozda radyoaktif iyot verileceği, esas olarak ameliyattan 4-6 hafta sonra yapılacak tetkiklerle belirlenmesi daha uygun bir yol gibi görülmektedir.</p>
<p>İyi seyirli kanserlerde ameliyattan sonra tiroit hormonu verilir mi? Niye?</p>
<p>Bu hastalara tiroit hormon tabletleri verilmesi genel kabul görmüştür ve iki nedeni vardır.</p>
<p>Bu hastaların tiroitlerinin tamamı veya büyük bir kısmı çıkarıldığından hastalarda hormon eksikliği yani az çalışan tiroide bağlı yakınmalar olacaktır. Dolayısıyla tiroit hormon tedavisi verilmelidir.</p>
<p>Tiroidin tamamı veya büyük bir kısmı çıktığından kanda T3 ve T4 hormonu ileri derecede azalacaktır. Daha öncede değinildiği gibi bu durum hipofizi uyararak TSH hormonunun artımına yol açacaktır. TSH’nın artması ise kalan tiroit dokusunu büyütecek ya da geride gözle görülemeyen kanser dokusu kalmışsa bunu uyararak büyümesine neden olacaktır. Dolayısıyla TSH’nın yükselmesini önlemek için bu hastalara tiroit hormon tabletleri verilmelidir. Verilecek doz kan TSH düzeylerine göre ayarlanır.</p>
<p>Boyun lenf bezlerine sıçramış kanserlerde ek bir cerrahi işlem gerekir mi?</p>
<p>Evet, kanser kendi veya karşı taraftaki lenf bezlerine sıçramışsa o bölgedeki lenf bezlerinin aynı seansda veya daha sonra çıkarılması gerekebilir. Özellikle medüller kanserlerde lenf bezlerine yayılma çok sık olduğundan boyunda ele gelen lenf bezi olsun olmasın kanserli tarafta ki boyun lenf bezlerinin çıkarılması önerilmektedir.</p>
<p>Kötü seyirli kanserlerde tiroidin tamamının çıkarılması şart mıdır?</p>
<p>Evet, özellikle medüller kanserlerde iyi bir yaşam elde edilebilmesinin ilk şartı budur. Anaplastik kanserlerde ise mümkün olan en fazla dokunun çıkarılmasına çalışılmalıdır.<br />
Tiroit kanserlerinde ameliyat dışında ek bir tedavi gerekir mi?</p>
<p>İyi seyirli kanserlerde kemoterapi denen ilaç tedavisinin fazla yararlı olmadığı bilinmektedir. Ancak yüksek riskli iyi seyirli kanserlerde daha önce de değinildiği radyoaktif iyotla radyasyon tedavisi gerekli olabilir ve alınan sonuçlar çok yüz güldürücüdür. Bu grupta dışarıdan verilen radyasyon tedavisi (şua tedavisi) çok sınırlı durumlarda yararlı olabilmektedir. Örneğin cerrahi yolla çıkarılamayan kemik ve beyine yayılmış kanserlerde bu yöntemle bazı yararlar elde edilebilmektedir. Medüller ve anaplastik kanser gibi kötü seyirli kanserlerde ise radyoaktif iyot tedavisinin faydası yoktur. Medüller kanserlerde gerek kemoterapinin gerekse şua tedavisinin çok yararlı olmadığı, bazı özel durumlarda verilebileceği genel kabul görür. Dolayısıyla bu hastalarda en etkin tedavi yolu iyi bir cerrahi tedavidir. Anaplastik kötü seyirli kanserlerde ise ameliyat öncesi ve/veya sonrası kemoterapi ve şua tedavisinin beraber yapılması ile hastaların yaşam sürelerinin bir miktar uzatılabildiği gösterilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tibbibilgiler.com/tiroit-kan-testleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tiroid Kanseri Tedavisi</title>
		<link>http://www.tibbibilgiler.com/tiroid-kanseri-tedavisi.html</link>
		<comments>http://www.tibbibilgiler.com/tiroid-kanseri-tedavisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 19:44:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid adnan işgör]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid kanseri ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroid Kanseri Tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tibbibilgiler.com/?p=903</guid>
		<description><![CDATA[TİROİT KANSERLERİNİN TEDAVİSİ Genel olarak tanısı konmuş tüm tiroit kanserlerinde ilk basamak tedavi cerrahi tedavidir. Önerilen yöntem ise total tiroidektomi dediğimiz, tiroidin tamamının çıkarılmasıdır. Bu yöntem, gözle görülebilir tüm tiroit dokusunun çıkarılması olarak da tanımlanabilir. İyi seyirli kanserlerde de ( papiller ve foliküler ) bu yöntem kullanılır mı? Prensip olarak tüm kanserlerde tiroidin tamamının çıkarılması<a href="http://www.tibbibilgiler.com/tiroid-kanseri-tedavisi.html">&#160;&#160;[ Read More ]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TİROİT KANSERLERİNİN TEDAVİSİ</p>
<p>Genel olarak tanısı konmuş tüm tiroit kanserlerinde ilk basamak tedavi cerrahi tedavidir. Önerilen yöntem ise total tiroidektomi dediğimiz, tiroidin tamamının çıkarılmasıdır. Bu yöntem, gözle görülebilir tüm tiroit dokusunun çıkarılması olarak da tanımlanabilir.</p>
<p>İyi seyirli kanserlerde de ( papiller ve foliküler ) bu yöntem kullanılır mı?</p>
<p>Prensip olarak tüm kanserlerde tiroidin tamamının çıkarılması kabul edilir. Bu prensip doğal olarak iyi seyirli kanserler için de geçerlidir. Çünkü iyi seyirli kanserlerin oldukça önemli bir kısmında tümör tiroit içinde birkaç noktada birden gelişmiş olabilir. Geride tiroit dokusu bırakılırsa bu doku da çok küçük de olsa tümör kalmış olabilir. Bu tip tümörler çok az oranda da olsa ileride kötü seyirli anaplastik kansere dönebilmektedir. Yine bazı iyi seyirli kanserler yüksek riskli alt gruba girmiş olabilir ( Tablo-3 ) ve bu hastalarda tedavinin tam başarılı olabilmesi için ameliyattan sonra radyoaktif iyotla radyasyon tedavisi gerekebilir. Bunun da etkili olabilmesi için geride hiç tiroit dokusu kalmamış olması tercih edilir. Diğer yandan ameliyat olan hastaların takibinde kan tiroglobulin seviyesinin izlenmesi önem kazanır. Eğer tiroidin tamamı çıkarılmamışsa bu testin değeri oldukça düşmektedir. Tiroidinin tamamı çıkarılmış olan hastalarda tiroglobulin değeri yüksek olarak ölçülürse hastada tümörün tekrarladığı veya başka yerlere yayıldığı ( metastaz ) anlamı çıkabilir ve gerekli tetkiklerin yapılması ve başka tedavi yöntemlerinin gündeme gelmesine olanak sağlar. Dolayısıyla tanısı belli olan iyi seyirli kanserlerde ideal tedavi tiroidin tamamının çıkarılmasıdır.</p>
<p>Bu durumun istisnaları var mıdır?</p>
<p>Bunu bir örnekle açıklamakta yarar vardır. Tiroidin de var olan nodül veya nodüller nedeniyle ameliyatına karar verilmiş olan genç bir hastayı ele alalım. Ameliyat öncesi yapılan araştırmalarda kanser için herhangi bir ip ucu bulunmamışsa; birçok cerrah tiroidin tamamını çıkarmaktan kaçınır ve bu hastaya da tiroidin tamamının çıkarılmadığı yöntemlerden birini uygular. Çıkarılan parçanın kesin incelenmesi sonucunda hastada iyi seyirli papiller veya foliküler kanser olduğu saptanmış olsun. Bu durumda ne yapılmalıdır sorusunun yanıtı halen tartışılmaktadır. Tablo-3’de görüldüğü gibi hasta düşük yada yüksek risk grubunda olabilir. Düşük risk grubunda olan hastaların izlenmesi bir ölçüde kabul edilebilir. Ancak yüksek risk grubunda olan bir hastanın yeniden ameliyat edilerek geride kalan tiroit dokularının olabildiğince çıkarılması gereklidir. Çünkü bu hastaların büyük olasılıkla radyoaktif iyot tedavisine gereksinimleri olacaktır. Daha önce de değinildiği gibi etkin bir radyasyon tedavisi için geride doku kalmamış ya da çok az kalmış olması tercih edilmektedir.</p>
<p>İyi seyirli kanserlerin hepsinde radyoaktif iyot vermek gerekir mi?</p>
<p>Biraz önce de değinildiği gibi düşük riskli hasta gruplarında tiroidin tamamı çıkarılmışsa veya kanser çapı 1-1.5 cm’den küçükse çoğunlukla bu tedaviye gereksinim olmadığı söylenebilir. Ancak yüksek riskli hastalara bu tedavinin verilmesi uygun olabilir. Hangi hastaya ne zaman ve ne dozda radyoaktif iyot verileceği, esas olarak ameliyattan 4-6 hafta sonra yapılacak tetkiklerle belirlenmesi daha uygun bir yol gibi görülmektedir.</p>
<p>İyi seyirli kanserlerde ameliyattan sonra tiroit hormonu verilir mi? Niye?</p>
<p>Bu hastalara tiroit hormon tabletleri verilmesi genel kabul görmüştür ve iki nedeni vardır.</p>
<p>Bu hastaların tiroitlerinin tamamı veya büyük bir kısmı çıkarıldığından hastalarda hormon eksikliği yani az çalışan tiroide bağlı yakınmalar olacaktır. Dolayısıyla tiroit hormon tedavisi verilmelidir.</p>
<p>Tiroidin tamamı veya büyük bir kısmı çıktığından kanda T3 ve T4 hormonu ileri derecede azalacaktır. Daha öncede değinildiği gibi bu durum hipofizi uyararak TSH hormonunun artımına yol açacaktır. TSH’nın artması ise kalan tiroit dokusunu büyütecek ya da geride gözle görülemeyen kanser dokusu kalmışsa bunu uyararak büyümesine neden olacaktır. Dolayısıyla TSH’nın yükselmesini önlemek için bu hastalara tiroit hormon tabletleri verilmelidir. Verilecek doz kan TSH düzeylerine göre ayarlanır.</p>
<p>Boyun lenf bezlerine sıçramış kanserlerde ek bir cerrahi işlem gerekir mi?</p>
<p>Evet, kanser kendi veya karşı taraftaki lenf bezlerine sıçramışsa o bölgedeki lenf bezlerinin aynı seansda veya daha sonra çıkarılması gerekebilir. Özellikle medüller kanserlerde lenf bezlerine yayılma çok sık olduğundan boyunda ele gelen lenf bezi olsun olmasın kanserli tarafta ki boyun lenf bezlerinin çıkarılması önerilmektedir.</p>
<p>Kötü seyirli kanserlerde tiroidin tamamının çıkarılması şart mıdır?</p>
<p>Evet, özellikle medüller kanserlerde iyi bir yaşam elde edilebilmesinin ilk şartı budur. Anaplastik kanserlerde ise mümkün olan en fazla dokunun çıkarılmasına çalışılmalıdır.<br />
Tiroit kanserlerinde ameliyat dışında ek bir tedavi gerekir mi?</p>
<p>İyi seyirli kanserlerde kemoterapi denen ilaç tedavisinin fazla yararlı olmadığı bilinmektedir. Ancak yüksek riskli iyi seyirli kanserlerde daha önce de değinildiği radyoaktif iyotla radyasyon tedavisi gerekli olabilir ve alınan sonuçlar çok yüz güldürücüdür. Bu grupta dışarıdan verilen radyasyon tedavisi (şua tedavisi) çok sınırlı durumlarda yararlı olabilmektedir. Örneğin cerrahi yolla çıkarılamayan kemik ve beyine yayılmış kanserlerde bu yöntemle bazı yararlar elde edilebilmektedir. Medüller ve anaplastik kanser gibi kötü seyirli kanserlerde ise radyoaktif iyot tedavisinin faydası yoktur. Medüller kanserlerde gerek kemoterapinin gerekse şua tedavisinin çok yararlı olmadığı, bazı özel durumlarda verilebileceği genel kabul görür. Dolayısıyla bu hastalarda en etkin tedavi yolu iyi bir cerrahi tedavidir. Anaplastik kötü seyirli kanserlerde ise ameliyat öncesi ve/veya sonrası kemoterapi ve şua tedavisinin beraber yapılması ile hastaların yaşam sürelerinin bir miktar uzatılabildiği gösterilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tibbibilgiler.com/tiroid-kanseri-tedavisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

