Latest Publications

Boyun Ağrısı

Günlük yaşamımızda kravatımızı, kolyelerimizi takmak için kullandığımız boynumuzun aslında vücudumuz açısından birçok işlevi vardır. Ağırlık olarak kafamızı yüklenen boynumuz, günlük yaşamımızın getirdiği duygusal streslere, uygun olmayan tutuş biçimlerine, aşırı kiloya ve kazlaar gibi etkenlere açık hassas bir bölgemizdir.

Boyun ağrılarının bir özelliği, yalnızca boyun çevresi ve arkasına sınırlı kalmayıp omuzlara, kafamıza, kollarımıza ve hatta parmak uçlarına kadar vurabilmesidir. Boynumuz, kafamızdan vücudumuzun geri kalan bölgelerine yaşamımız için çok gerekli olan beyinden aşağı doğru uzanan omuriliği, bu omurilikten çevreye yayılan sinirleri ve ayrıca kan damarlarımızı taşır. Taşadığı ağırlık 8-10 kiloya varır. Bütün bu görevlerinin yanı sıra, esnek ve her yöne hareket edebilme yeteneği olan boyun bölgemiz çevreden gelebilecek kaza ve zedelenmelere çok açıktır.

Çoğumuz, yaşamımızın bir döneminde, halk arasında “boyun tutulması” biçiminde adlandırılan boynun hareket sınırlılığı ve ağrılı bir durumunu yaşamışızdır. Bunun en yaygın nedeni, çağdaş yaşamın yan etkilerinden biri olan, masa başı işlerle, özellikle uzun süre daktilo ve kompütürle uğraşmamızdır. Bu tür uğraşılarda boyunve omuz bölgelerimizi yanlış bir biçimde tutmamız kimi zaman günlerce süren boyun ağrılarına neden olmaktadır.

Boynumuz, vertebra denilen, yedi tane küçük kemik parçası ile ana iskeletini oluşturur. Bu kemikler, üst ükst, aralarına “disk” dediğimiz yarı katı ama esnek dokular aracıalığı igle birleşip bir kanal oluşturur. Bu kanalın ortasından omuriliğimizin çok hassas bir kesimi geçer ve geçerken de başımıza,  omuzlarımıza,  göğsümüze ve kollarımıza çevresel sinirler uzatır. Bu sinirler, hem duyu alma hem de uzandıkları organları hareket ettirebilme işlevini görürler. Bu çevresel sinirler, kıkırdak dokusu olan diskler yardımıyla bir kanal oluşturan boyun vertebra kemiklerinin yanlarından, tip dilinde “foramina” denen kanalcıklardan çıkarlar. İşte bu kanalcıkların kaza ya da herhangi bir romatizmal hastalık sonucu daralması, çevresel sinirlerimize baskı yapabilir ve boyuna, kafaya, omuzlara, parmak uçlarına kadar yayılabilen ağrı, sızı, iğne batması, duuy ve hareket kaybı gibi semptomlara (belirtilere) yol açabilir.

Omurgamızın en esnek ve hareketli bölümü olan boyun bölgemiz en çok kazalardan, lif kopmalarından etkilenir. Örneğin; spor yaparken başımızı şiddetle çarptığımızda, otomobil kazalarında doğrudan başımızı çarpmadığımız zaman bile “kırbaçlama” olarak tanımlanan ani bir otomobil çarpması ya da durması sırasında boynun öne ve arkaya aşırı bükülüp itilmesi, hem boyun kemiklerinde zedelenmeye hem de bu kemiklerin etrafını destek amacıyla sıkı sıkıya saran liflerin zorlanmasına, kimi zaman da kopmasına ve dolayısıyla boyun ağrılarına yol açar. Böyle bir durumda oluşan boyun ağrıları önemli sağlık sorunlarına neden olabilir; çünkü bu tür ani kazalarda boyuna uygulanan basınç 250-300 kilo ağırlığına eşit olabilir.

Ayrı ve belki de en yaygın olan bir neden de bozuk duruş biçimi ve işimizin, günlük yaşamımızın getirdiği streslerdir. Örneğin; özelllikle de aşırı kilolu isek ve zayıf karın ve sırt kaslarımız var ise, üstelik uzun süre oturarak iş yapıyorsak,  çoğu kez belimizi fazla öne verip, sırtımızı da kamburlaştırma eğiliminde oluyoruz. Bu durumda da boynumuz dengeyi sağlamak için öne doğru fazla eğilince boyun kaslarımıza aşırı yük biniyor ve onları kasıyoruz. Bu durum, “tutulmalara”, kas yorulmasına ve ağrılarına yol açıyor. Sonuçta, baş ve boyun ağrıları birlikte ortaya çıkabiliyor.

Kimi zaman ise, yüzüstü yatıp, çok yüksek bir yastık kullanıyorsak sabahları kasılmış bir boyunla kalkabiliriz. Günlük sinirlenmeler ve streslerimizin boyunve beraberinde baş ağrısına da yol açmasının ana nedeni sinir sistemizin doğrudan bağlantıda olduğu kasların kasılmasıdır. Bu kasılma, geçici olabileceği gibi, kas yapısında oluşan ve “trigger point”, diğer bir deyişle, teknik noktalarının neden olduğu, uzun süreli, ısrarla devam eden, sinir uçları ve kasın birleştiği noktalardaki aşırı uyarımlar sonucu ortaya çıkar. İlginç olarak, bu noktalarda oluşan ağrılar boyun bölgesinin uzakta başka alanlarına yayılıp, ağrı sanki daha geniş bir çevredeymiş izlenimini verebilir. Eğer doktorunuz fizik muayenesinde bu noktaları saptarsa, küçük işlemlerle bu tetik notalarının neden olduğu yaygın kas ağsını çözebilir. Bu çözülme, bir yerde kasları uyaran sinir uçlarının aşırı aktivitesinin normale dönüştürülmesidir.

Boyun ağrılarımızın diğer ve ciddi olan nedeni ise boyun kemik, kıkırdak ve kas yapısının romatizmal bir hastalığıdır. Boyun vertebralarının arasındaki eklemler etkilendiğinde “artrit” denilen durum ortaya çıkar. Genellikle, romatoid artrit ya da artroz adı verilen romatizmal hastalıklarda daha çok ortaya çıkan boyun atrritinde eklem içi kıkırdak, kemik ve çevredeki kaslar etkilenir. Özellikle, artroz, diğer bir deyişle, osteoartrit, yaşlandıkça ve travma sonrası baş gösterir. Halk arasında, “kireçlenme” denilen, tıp dilinde Spondilit olarak adlandırdığımız durum, artroz ilerledikçe oluşur. Spondilit’de kıkırdak ve kemik dokusu zedelenirken, daha önce sözünü ettiğimiz kanalcıklar etrafında aşırı kemikleşme ortaya çıkar ve kanalcıklar (foramina) içinden geçen çevresel sinirlere baskı yaparak boyun çevresinde ağrılara yol açar. Bu durum ilerlerse, belirli bölgelerimizde duyu ve kuvvet kaybını kadar varabilir.

Yine, halkımız arasında, “disk kayması” denilen, omurga iskeletimizi oluşturan vertebra kemikleri arasında bulunan, boyun esneklikle hareket edebilmesi için gerekli olan kıkırdağın travma ya da artrit sonugcu yapısının parçalanıp sinir köklerine baskı yapaması ile ortaya çıkan hastalıktır.

Bütün bu sözünü ettiğimiz nedenlerle oluşan boyun ağrılarımızda doktorunuza, özellikle romatizmal hastalıklar konusunda uzmanlaşmış kişilire başvurmanız gerekebilir. Doktorun görevi, boyundaki ağrının nedenini doğru bir biçimde bulup tedaviyi buna göre yönlendirmektir.

Rahatsızlığın altta yatan nedenine göre, tedavi çok basit olarak, evde egzersizlerle, kas gevşeticilerle ve ağrı kesiciler gibi yöntemlerle yapılabileceği gibi, ileri testler ve gerekirse cerrahi yöntemlerle de yapılabilir.

Örneğin, kasın kasılmasının neden olduğu ağrılarda en kolay tedavi yöntemi, kasın üzerindeki yükü azaltmak için uzanıp yastığa başınızı koymak; gerekirse,boyun anatomisine uygun yarı sert bir boyun yastığı kullanmaktır. Eğer çok yüksek bir yastık kullanırsanız, boyunkaslarınız gergin kalır ve çözümleyebilir. Bunun yanı sıra, yumuşak ya da doktorunuzun önerisine göre, yarı sert bir boyunluk da yararlı olabilir. Ayrıca, ağrılı bölgelere yakıcı olmayan su ya da nemli bir havlu uygularsanız, kas gerginliği, yani spazm daha çabuk çözülür. Kimi zaman, ağrı özellikle, bir noktaya odaklanmışsa buraya doktorunuz küçük bir enjeksiyon yapabileceği gibi, yalnızca yerel buz uygulaması da önerebilir.

Bütün bu yöntemlerin yanı sıra, bir nemlendirici ile ya da jet tarzındaki ilaçlarla ağrılı bölgelere masaj yapılabilir.

Şunu akıldan çıkarmamalı ki, eğer boyun ağrıları ile birlikte boyun çevresine, kollara, parmak uçlarına kadar vuran duyu kaybı, uyuşmalar, karıncalanmalar ya da kuvvet kaybı varsa, yapılacak en doğru iş, doktorunuzu görmek ve kendi kendinize müdahelede bulunmamaktadır. Bu durumda, ağrının altta yatan nedeni, omuriliğin boyun kısmından çıkan sinir köklerine bir bası olmasıdır. Söz edilen belirtiler, ender olarak, kasların aşırı spazmı durumunda sinirlerin ve kan damarlarının kas grupları arasında sıkışması ile de ortaya çıkabilir. Hekimin görevi, gerekiyorsa radyolojik yöntemlerle tanıyı doğru koymak ve tedaviyi ona göre düzenlemektir. Sinir kökü basısı, genellikle, disk kayması sonucu, diskin kayarak siniri sıkıştırmasıdır. Böyle olgularda, kaymanın derecesine ve tipine göre, değişik tedavi biçimleri uygulanır. Bu, bir yakalık uygulaması olabileceği gibi, traksiyon, yani, boynun dikkatle ve kadameli olarak ağırlıklar yardımı ile yukarı doğru çekilmesi de yapılabilir. Ve traksiyonun mutlaka hekim gözetiminde yapılması gerekir. Bu yöntemlerden yarar görülmezse cerrahi düşünülebilir.

Boyun Ağrısı-Tutulması

Erişkin bir insan vücudunda 33 – 34 tane omur bulunmaktadır. Omurlar kafatasının hemen altından başlıyarak kuyruk sokumuna kadar uzanırlar ve birbirleriyle üst üste eklem yaparak omurgayı teşkil ederler. Omurganın latinca adı ” Vertebral Kolon” dur. Konunun bundan sonraki bölümlerinde vertebral kolon terimi sık sık geçeceği için bu açıklamaya gerek duyulmuştur.

Vertebral kolon ( omurga ) 7 adet boyun omuru ( servikal vertebra ), 12 adet torakal vertebra ( sırt omurları ) ve 5 adet te lomber vertebradan ( bel omuru ) oluşur. Lomber vertebralardan sonra gelen omurlar birleşerek, sakrum ve kuyruk sokumu kemiklerini teşkil ederler. Vertebral kolon, sagittal düzlemde ( ön-arka dikey düzlem ) bir takım eğrilikler gösterir. Boyun ve bel bölgesinde eğrilik arkaya doğru olup lordoz durumunda , sırt ve sakral bölgede ise öne doğru olup kifoz durumunda bulunur. Bu eğrilikler omurgada stabilite ve dayanıklılığı sağlar. Omurganın diğer bölümlerinde olduğu gibi servikal bölgede de her iki omur arasında intervertebral diskler bulunmaktadır. Servikal vertebralar, anatomik pozisyon olarak, yandaki resimde görüldüğü gibi açıklığı arkaya bakan bir kavis ( lordoz ) çizer görünümünde dizilmişlerdir .

Boynumuz; servikal vertebralar, bunların aralarındaki intervertebral diskler, vertebralar arasındaki eklem ve bağların dışında boyun adeleleri ile bir bütün olarak çalışır. Bu sayede servikal omurga, çok yönlü hareket imkanına sahiptir ve değişik seviyelerde, değişik hareketleri daha kolay ve daha fazla yapma özelliği taşır.

Boyun ağrıları bel ağrıları kadar sık olmamakla birlikte her yaş grubunda önemli bir sorundur. Her üç insandan birinin yaşamında en az bir kere boyun ağrısı geçirdiği kabul edilmektedir. Çalışan insanlarda görülme sıklığı daha fazladır. Boyun ağrıları, servikal omurganın kötü veya yanlış kullanımından ya da bir travma sonucu zedelenmeden dolayı olabileceği için ağrıyı başlatan bölge ve oluşum iyi teşhis edilmelidir.

Boyun ağrısı nedenleri 3 temel gruba ayrılabilir.

Mekanik, kas – iskelet sistemi kaynaklı olanlar.

Enflamatuvar, enfeksiyöz ( iltihabi ) ve neoplastik ( tümoral ) hastalıkların servikal bölge tutulumları.

Servikal bölge dışındaki yapıların patolojilerinde ağrının yansıdığı durumlar.
Kas – iskelet sistemi kaynaklı ağrı, travmayı veya alışılmamış bir bedensel aktiviteyi takip eder. Motorlu taşıt kazalarındaki hiperekstansiyon travmaları en yaygın travmatik boyun ağrısı nedenlerindendir. Spor yaralanmaları ve iş kazaları da benzer bulgulara yol açabilir. Kas – iskelet sistemi kökenli ağrılarda travma yoksa degeneratif omurga – eklem ve disk hastalıkları ( servikal spondiloz “kireçlemne”, disk hernisi ) en sık ağrı kaynaklarıdır.

Boyun Yaralanmaları

Whiplash yaralanması da denilen araç içinde iken arkadan araç çarpması sonucu başın önce fleksiyona ( başın öne eğilmesi ), sonra da hiperekstansiyona ( başın arkaya aşırı eğilmesi ) zorlanması ile boyun bölgesinde indirekt travma oluşmasıdır. Bu durumda darbenin şiddetine göre, adeleden sinir köklerine kadar boyundaki bütün yapılar etkilenebilir. Bu tip yaralanmalara araç trafiğinin yoğun olduğu gelişmiş ülkeler ve büyük şehirlerde daha sık rastlanır. 30 -50 yaş arasında kadınlarda raslanma oranı daha fazladır. Yaralanmaların % 60 ı 1 yıl içinde % 30 u 2. yıl düzelir, % 10 unda ise kalıcı sorunlar oluşur. Whiplash yaralanmalarında baş – boyun ağrısı temel klinik belirtidir, ağrı kollara da yayılır, ayrıca kollara yayılan uyuşmalar olabilir

Servikal Disk Hastalıkları

Genç bireyler daha çok disk herniasyonuna ( boyun fıtığı ) eğilimli iken, yaşlı bireyler degeneratif disk hastalığına eğilimlidir. Boyun fıtıkları bel fıtıklarında olduğu gibi nücleus pulposusun anuler lifler arasından çıkarak omurilik kanalına doğru kabarıklık yapması ve sinir kökünü sıkıştırmasıdır. Hasta hareketle artan boyun ağrısı ve sıkışan sinir kökünün bulunduğu taraf kola yayılan ağrıdan şikayet eder. Ayrıca aynı taraf parmaklarda uyuşma ve reflekslerde azalma veya refleks kaybı da bulunabilir.

Gün boyu masa başında çalışmak, yoğun işler ve stres yüzünden patlamaya hazır bir bomba gibi ortalarda dolaşmakla kendimize en büyük kötülüğü yaparız. Çünkü bütün bunların faturası bel ve boyun ağrıları olarak yine bize çıkar. Tabii ki bu ağrılarla yaşamak zorunda değilsiniz, yeter ki hangi yöntemin doğru olduğunu bilin.

Her yaşta ve her meslek grubunda ortaya çıkabilen bel ve boyun ağrılarının altında yatan en önemli nedenin duruş bozukluğu ve stres olduğunu biliyor muydunuz? Ancak uzmanlar özellikle uzun süren şiddetli ağrıların pek çok hastalığın sinyali olabileceği konusunda uyarıyor. Dolayısıyla yakınmaların sadece stresten ve çalışma koşullarından kaynaklandığını düşünerek göz ardı etmemeniz gerekiyor. Günümüzde fizik tedavi, doğal yöntemler ya da cerrahi müdahale bel ya da boyun ağrılardan korunmak için en sık başvurulan yöntemler. Özellikle bel ağrısının önlenmesi amacıyla yaygın olarak kullanılan stratejilerden biri de, bel konusunda eğitim verilmesi.

BOYUN AĞRISI

Çevremizde her 3 kişiden biri hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Yardımcı Doç. Dr. Serdar Özgen, bilgisayar kullananlarda, masa ve tezgah başında çalışanlarda boyun ağrısının yaygın olarak görüldüğüne dikkat çekiyor. Günlük yaşamdaki gerilimler ve iş stresi boyun ağrısının en büyük nedenlerinden biri. Ayrıca günlük hayatta boyun sağlığına uygun olmayan her yanlış hareket ve duruş omur, disk, eklem ve bağ dokusunda yıpranmaya yol açıyor. Trafik kazalarında boynun incinmesi, ağır bir şeyi kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi, masa başında yanlış duruş sonucu boynun tutulması ve kas spazmı oluşması da boyun ağrısına yol açıyor. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da boyun tutulması yapabiliyor. Boyun fıtığı, kireçlenme, omurga kanalında daralma, romatizmal hastalıklar, osteoporoz, kemik erimesi, omur kırıkları ya da kayması kol ve el sinirlerinin sıkışması ile beyin tümörleri de boyun ağrılarına yol açan diğer etkenleri oluşturuyor.

Boyun Ağrıları ve Tedavisi
 

AĞRILI DÖNEM TEDAVİSİ

1-7 ila 10 gün ıstırahat ediniz.

2-Boyuna buz uygulaması; 15 ila 20 dakika olmak üzere günde 3 ila 4 defa uygulayınız.

3-Servikal korse kullanabilirsiniz.

4-Ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar kullanabilirsiniz.

5-Boyun kaslarını kuvvetlendirici egzersizler;

Eller alına koyulur, baş öne doğru itilmeye çalışılırken, ellerle engel olunmaya çalışılır, 10′a kadar sayılır ve bırakılır. 10 defa tekrarlanır.

Eller başın arkasına (enseye değil) koyulur ve baş arkaya doğru itilmeye çalışılırken, ellerle engel olunmaya çalışılır.10′a kadar sayılır ve bırakılır. 10 defa tekrarlanır.

Sağ el yüzün sağ tarafına koyulur ve baş sağa doğru itilmeye çalışılırken sağ elle engel olunmaya çalışılır. 10′a kadar sayılır ve bırakılır. 10 defa tekrarlanır.

Sol el yüzün sol tarafına koyulur ve baş sola doğru itilmeye çalışılırken sol elle engel olunmaya çalışılır. 10′a kadar sayılır ve bırakılır. 10 defa tekrarlanır.

Sağ el başın sağ arka kısmına, sol el sol şakağa koyulur. Sağ omuzun üzerinden bakmaya gayret eder gibi elin direncine karşı baş sağa dönmeye zorlanır. 10′a kadar sayılır ve bırakılır. 10 defa tekrarlanır.

Sol el başın sol arka kısmına, sağ el sağ şakağa koyulur. Sol omuzun üzerinden bakmaya gayret eder gibi elin direncine karşı baş sola dönmeye zorlanır. 10′a kadar sayılır ve bırakılır. 10 defa tekrarlanır.

AĞRI AZALMAYA BAŞLAYINCA

1-Boyuna ıslak sıcak havlu uygulaması; 15 ila 20 dakika olmak üzere günde 3 ila 4 defa uygulayınız.

2-Boyun hareketlerini artıran ve omuz kaslarını kuvvetlendiren egzersizler.

Başınızı yavaşca sağa döndürün ve üç saniye böyle durun, başınızı öne döndürün, dinlenin, ayni hareketi aksi yöne yapın, dinlenin. Hepsini 10 defa tekrarlayın.

Aşırı zorlanmaya sebep olmadan, başınızı çeneniz göğsünüze değecek kadar öne eğmeye çalışın, dinlenin, başınızı yavaşca arkaya bükün, dinlenin. Hepsini 10 defa tekrarlayın.

Başınızı yavaşca kulağınız omuzunuza değecek kadar sağa eğmeye çalışın, dinlenin, yavaşca doğrultun, aksi yöne tekrarlayın, dinlenin. Hepsini 10 defa tekrarlayın.

Başınızı saat yönünde mümkün olduğu kadar geniş ve tam bir çember çizecek şekilde(yukarı,sola,aşağı,sağa) döndürün, aynı hareketi saatin aksi yönüne yapın, dinlenin.Hepsini 10 defa tekrarlayın.

Egzersizleri bir seferde 10 defa yapın, 3 saat arayla tekrarlayın.

Ağrılı dönemde ve ağrılar tamamen geçtikten sonra da boyun ağrılarının tekrarlanmaması için boyun koruma eğitimi öğrenilmelidir

Şok Nedir?

Tıpta da akut dolaşım yetmezliğiyle ortaya çıkan çok ağır ve hayati ciddiyet belirten bir sendromu anlatır. Dolaşım yetmezliği kan basıncının düşmesine ve iç organlarla çevre dokulara giden kanın aniden azalmasına bağlı belirtilere yol açar.
BELİRTİLERİ
Şok durumunda tansiyon düşüldüğünün yanı sıra bilinç kaybına kadar varabilen bilinç bulanıklığı, şiddetli solgunluk, deride nemlilik, nabızda hızlanma ve zayıflama, solunum güçlüğü (hava açlığı), şiddetli susama, idrarda azalma ve beyindeki dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bunaltı, huzursuzluk, saldırganlık, uyuklama gibi belirtiler görülebilir. Hastada bu belirtilerin hepsi bir arada bulunmayabilir; herhangi birinin tek başına bulunması da şok tablosuna işaret etmeyebilir. Sendromunun ortaya çıkma nedenlerine ve gelişme süreçlerine göre başlıca üç  şok tipi ayırt edilebilir.
Birinci tip şok : Kalp kökenli şok kalbin kasılması (sistol) sırasında pompalanan kan miktarının düşmesine bağlıdır. Kalp kasına zarar veren enfarktüs ya da iltihap (miyokardit) ve kalp karıncıklarının yetersiz dolmasına yol açan ritim bozuklukları ya da kalp dış zarında sıvı birikmesi gibi bir nedenle kalbin pompaladığı kan miktarının düşmesi sonucunda gelişir.
İkinci tip şok : Dolaşımdaki kan hacminin birden ve önemli ölçüde azalmasına bağlıdır. Bu tip şok kanamalarda, yanık, şiddetli ishal gibi durumlara bağlı organik sıvı kayıplarında ve travmalarda ortaya çıkar.Septik şok bakterilerin salgıladıkları endotoksinlerin etkisiyle dolaşım sisteminin zayıflamasına ve kan basıncının düşmesine bağlıdır.
Üçüncü tip şok : Sinir sistemi kökenli (nörojen) şok ise gerek omurilik hastalıklarında görüldüğü gibi kan damarlarının çapını denetleyen sinirsel iletinin kesilmesi, gerek şiddetli bir ağrı ya da güçlü bir duygu nedeniyle kalp atışlarının refleks olarak yavaşlaması sonucunda ortaya çıkabilir.
NEDENLERİ
Şok temelde dolaşımdaki kan miktarının azalmasıdır; dolayısıyla kan ya da plazma kaybına yol açan bütün durumlar şokla sonuçlanabilir. Bu tür durumların başında yaralardan kaynaklanan dış kanamalar ve tümör ya da ülser yakınındaki bir kan damanmn aşınmasıyla ortaya çıkan iç kanamalar gelir.
İkinci sırada yanıklar önemlidir; yanık alanındaki küçük damarlardan bol miktarda plazma sızar. Bağırsak tıkanmalarıda yanıklara benzer; bu durumda plazma tıkanma noktasmda bağırsak duvarından sızar. Şiddetli ishalde ya da uzun süreli kusmanın yol açtığı aşırı su ve tuz kaybı en sık görülen öteki şok ne denlerindendir. Sıvı bölümü azalan kan koyulaşır, böylece dolaşımdaki kan miktarı da azalır.
Kan besleyici maddelerin ve özellikle oksijenin dokulara ulaşmasını sağlar. Yaşamsal nitelikteki bu işlevin bozulması organizma açısmdan çok büyük sorunlar yaratır. İlk ve en önemli sorun atardamarlardaki kan basıncınm bazen çok şiddetle düşmesidir. Tansiyon düşmesiyle birlikte dokulara kan akışı da tehlikeli ölçüde azalır; hücrelere yeterli oksijen gitmediğinden hastalık belirtileri ortaya çıkar. Şok belirtileri zamanla bütün vücuda yayılır ve oksijen azlığına çok duyarlı olan sinir sistemi bu durumdan öncelikle etkilenir. Deri damarlarındaki kan miktarı çok azaldığından hasta çok solgun görünür. Ayrıca solunumu sıldaşır; bunun nedeni kana olabildiğince fazla miktarda oksijen sağlamaktır.
Hasta çevresiyle ilişkisinin kopmasına yol açan bir uyuşukluk içine girer. Bununla birlikte genellikle huzursuzdur ve bunaltı eğilimi gösterir.
Nabız çok hızlı ve zayıftır, çünkü vücut şokla karşılaştığmda edilgen kalmaz. Çeşitli savunma mekanizmaları hemen harekete geçer. Bunların en önemlisi böbreküstü bezlerinden adrenaun ve noradrenalin adlı hormonların salgılanmasıdır. Noradrenalin dokularda sempatik sinir lifleriııin uçlanndan da salgılanır. Adrenalin daha çok kalp üzerinde etkilidir; kalp atışlannı hızlandınr. Noradrenalin ise vücudun bütün küçük atardamarlarını daraltır. Bu düzenleyici süreçlerin yararı açıktır: Ritmi hızlanan kalp, dolaşıma daha fazla kan verir. Kasılarak daralan atardamarlar dolaşımda bulunan az miktarda kana uyum sağlayacak duruma gelir.
Bu uyumun sağlanamaması kanın çok geniş bir damar yatağmda dağılarak çevrede göllenmesine ve hastanıiı ölümüne yol açar. Söz konusu iki savunma süreci birlikte kamn damarlarda normalden daha hızlı dolaşmasmı sağlar. Böylece dokulara en azından yaşamı sürdürecek düzeyde oksijen ulaşır. Kan ya da plazma kaybı bu süreçlerle karşılanamayacak kadar şiddetliyse beyne giden oksijenin yetersiz kalması nedeniyle hasta bilincini yitirir. Oksijen eksikliğinden etkilenen çevrel küçük damarlar da gerginlilderini yitirerek genişler; kan çevrede özellikle karın organlarmda göllenir ve kalbe geri dönemez. Böylece hasta şokun geriye dönüşü olmayan evresine girer.
YAPILMASI GEREKENLER
Acil durumlarda olayın nedenleri bir yana bırakılarak, öncelikle tablonun ağırlaşması önlenmeli ya da şok belirtileri henüz tam yerleşmemişse bunların ortaya çıkınası engellenmeye çalışılmalıdır.
İlk önlem hastayı yatırarak bacaklarının vücudundan yüksekte kalmasını sağlamaktır. Böylece kanınkalbe dönüşü kolaylaşır ve başta beyin dolaşımı olmak üzere kan dolaşım iyileşir. Dolaşıma yardımcı olmak için sıkı giysiler de gevşetilmelidir. Daha sonra hasta örtülerek sıcak tutulur. Anıa aşırı sıcak uygulanınamalıdır; aşırı sıcak derideki damarların daha da genişlemesine yol açarak dolaşım bozukluğunu ve tansiyon düşüklüğünü şiddetlendirir.
Şok bir kanamaya bağlıysa, kanama hemen denetim altına alınmalıdır. Ayrıca daha kapsamlı tedavi için beklerken, hastanın olabildiğince fazla sıvı alması sağlanmalıdır. Hasta su içebiliyorsa. şekerli ya da tuzlu bir eriyik verilir. Tuzlu eriyik 1 litre suda bir kaşık sofra tuzu eritilerek hazırlanır.

Vajinal Mantar Enfeksiyonları

(Mikotik vajinit) Vajinal mantar enfeksiyonları ilk kez 1849 yılında gebe bir kadında tanımlanmıştır. Erişkin kadınların yaklaşık %75′i yaşamlarının herhangi bir döneminde en az bir kez mantar enfeksiyonu geçirirler

Çoğu kez gebelik, antibiyotik kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkan bu durum tedaviye kolay cevap verir. Ancak kronik vajinal mantar enfeksiyonu hem cinsel hem de psikolojik sorunlara yol açabilir. Vajinal mantar enfeksiyonlarına yol açan mikroorganizmalardan en sık görüleni Candida Albikans adı verilen bir maya hücresidir. Vakaların %67-95′inde bu mantar hücresi sorumlu olarak bulunduğundan, vajinal mantar enfeksiyonları genelde vajinal kandidiyazis şeklinde tanımlanır.

Candida Albikansın vajinada zaten normalde bulunan bir organizma mı olduğu yoksa belirti vermeyen kadınlarda saptandığında mutlaka tedavi edilmesi gereken bir patojen mi olduğu günümüzde dahi açıklığa kavuşturulamamış bir sorudur. Erkek semeninde üretilemediği için cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilemez.Ancak yapılan araştırmalarda eşlerin benzer tipte mantar hücresi taşıdıkları saptandığı için pekçok hekim tedavide eş tedavisi de uygulamayı uygun görmektedir.

Vajinal mantar enfeksiyonuna neden olan candida albikans hifleri

NASIL BULAŞIR

Vajinal mantar enfeksiyonunda üreyen mikroorganizmalar genellikle başkasından bulaşmaz. Kişinin zaten kendi vajinasında bulunan maya hücreleri çeşitli nedenler ile aktif hale gelip enfeksiyon yaratmaktadırlar. Dolayısı ile havuzdan vb. bulaşma söz konusu değildir. Çok nadiren cinsel ilişki ile bulaşabilir. Ancak bir kadında mantar enfeksiyonu olması mutlaka cinsel ilişki ile bulaştığı anlamına gelmez. Hayatında hiç cinsel ilişkide bulunmamış bakire kızlarda hatta küçük çocuklarda bile mantar enfeksiyonu olabilir.

RİSK FAKTÖRLERİ

Vajinada belirti vermeden bulunan kandidalar çeşitli faktörlerin etkisi ile aktif hale geçerler ve klasik belirtiler ortaya çıkar. Ancak önemli bir gerçek de vakaların %50’sinde bu tür bir faktör olmadan hastalığın ortaya çıktığıdır.Vajinal mantar enfeksiyonlarını tetikleyen faktörler şunlardır:

Antibiyotikler: Geniş spekrtumlu olarak tabir edilen güçlü antibiyotikler vajinanın normal pH dengesini bozarak mantar enfeksiyonu için uygun ortam hazırlarlar. Vajinitte en sık etkili olan antibiyotikler tetrasiklin ve penisilin grubu ilaçlardır.

Gebelik: Özellikle gebeliğin son 3 ayında hücresel bağışıklığın azalması ile kandida gelişimi kolaylaşır. Yine gebelikte vajinada glikojen adı verilen maddenin artışı da bu olayı hızlandır. Vajinada glikojenin artmasına ise kanda östrojen ve progesteron miktarının yükselmesi neden olur.
Şeker Hastalığı: Kan şeker düzeylerinin dengesiz seyrettiği kontrolsüz diabette idrar ve vajinal salgılarda şeker düzeyleri artar, bu da mantar için uygun bir ortam hazırlar.

İmmunosupresyon: Bağışıklık sisteminin baskılanması demektir. İlaçlar ya da sistemik hastalıklar sonucu hücresel bağışıklık sisteminin baskılanması kandidiazisi hızlandırır.

Doğum Kontrol hapları: Eski tipte yüksek doz oral kontraseptiflerin vajinal kandidiasiz için uygun zemin hazırladığı ileri sürülse de günümüzdeki düşük doz ilaçlar ile bu görüş geçerliliğini yitirmiştir.

Rahim içi araç (spiral): Etkisi tam olarak bilinmemektedir. Ancak kandidiazis için predispozan faktör olduğu ileri sürülmektedir.
Hormon kullanımı: Östrojen ve progesteron içeren ilaçların alımı kandidiazis görülme oranını arttırır.

Naylon giysiler: Özellikle kilolu kadınlarda giyilen naylon giysiler ve çamaşırlar bölgede sıcaklık ve nem artışına neden olurlar. Bu durum mantar hücreleri için altın değerinde bir fırsattır. Gelişen enfeksiyon tekrarlama ve kronikleşme eğilimindedir.

Lokal allerjenler: Renkli tuvalet kağıtları, parfümler, yüzme havuzundaki ilaçlar, tampon ve pedler alerjiye neden olabilirler. Alerjik zemin üzerinde ise daha sonra mantar enfeksiyonu gelişebilir.

****bolik hastalıklar: Tiroid hormonu bozukluğu gibi hastalıklar kandidiazis için uygun zemin hazırlar

Şişmanlık
Kronik servisit
Radyasyon

BELİRTİLERİ

Vajinal mantar enfeksiyonunun en önemli ve en sık görülen belirtisi kaşıntıdır. Bu kaşıntı geceleri şiddetlenir ve sıcak etkisi ile artar.

Hastaların çoğunda dış genital organlarda yanma vardır. Özellikle idrar yaparken, idrarın değdiği bölgelerde şiddetli yanma hissi olur.

Bazı hastalarda cinsel ilişki esnasında ağrı olabilir.

Vajinal kandidiazisde akıntı her zaman olmaz. Eğer mevcut ise bu akıntı beyaz renkli ve içerisinde süt ya da peynir kesiği şeklinde tanımlanan ya da kireç benzeri olarak nitelendirilen parçacıklar bulunur.

Akıntıda kötü koku görülmez. Kokunun olması kandidiazise eşlik eden ikinci bir enfeksiyonun varlığını akla getirmelidir.

Vulva ve vajinada kızarıklık ve şişlik olabilir. Vajina duvarında mantar plakları bulunabilir.Bunların görülmesi kandidiazis için tipiktir. Kaşımaya bağlı olarak vulva derisinde soyulmalar ve küçük kanamalar olabilir.

TANI

Vajinal mantar enfeksiyonlarının tanısı güç değildir. Genelde muayene esnasında hastanın şikayetleri ve muayene bulgularının birarada değerlendirilmesi ilave bir laboratuvar tetkikine gerek kalmadan tanı koydurur. Vajinal kandidiazisde kültür almanın rolü yoktur. Bunun yerine alınan akıntı örneğinin potasyum hidroksil ile muamele edildikten sonra mikroskop altında incelenmesi ve tipik mantar psödohiflerinin görülmesi tanıyı kesinleştirir.

TEDAVİ

Vajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisi hem çok kolay hem de zordur. Tedavi ile akut şikayetler büyük ölçüde giderilir. Ancak hastaların %5-25′inde hastalık daha sonra tekrarlar. 1 yıl içinde en az 4 defa kandidazis atağı geçirilir ise bu durumda tekrarlayan enfeksiyonladan söz edilmektedir. Bu yeniden atakların nedeni mantar mayalarının vajinadaki sağlam dokuların içine girerek derinlere kadar ilerlemesi ve burada sessiz kalmaları ve ilaçlardan da etkilenmemesi olarak açıklanmaktadır.

Vajina hücreleri sürekli bir yenilenme içinde bulunduğundan üstteki hücreler dökülüp alttaki hücreler yüzeye çıktıkça bu mayalarda yüzeye yaklaşmakta ve uygun ortam bulduğunda yeniden enfeksiyona neden olmaktadır. Bu duruma invazif kandidiyazis adı verilir. İnvazif kandidiazisin önlenmesinde predispozan faktörlerin ortadan kaldırılması şarttır.

Tedavide hem sistemik hem de lokal ilaçların kullanılması gereklidir. Lokal ilaçlar hem vajinal ovül (fitil) hem de krem şeklinde olabilir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda ise bazı yazarlar eş tedavisi gerektiğini düşünmektedirler. Kronik bir enfeksiyon yoksa eş tedavisi gerekli değildir.

Ağızdan alınan sistemik tedavide tek günlükten 1 haftalığa kadar tedavi protokolleri ve ilaçlar mevcuttur. Aynı durum vajinal ovüller için de geçerlidir.

Tedavi esnasında naylon giysiler giyilmemesi, çamaşırların pamuklu olması, kaynatarak yıkanması ve buharlı ütü ile ütülenmesi, dar giysilerden kaçınılması, vajinanın su ile yıkanmaması bunun yerine nötr pH derecelerine sahip ve bu amaçla üretilmiş sıvı sabunların kullanılması tedaviyi kolaylaştırır.

Yorgunluğu Gidermenin Yolları

İnsanlar zaman zaman değişik sebeplerden dolayı bedensel veya ruhsal yorgunluklar yaşar ve bu yorgunluklardan kurtulmak için değişik yöntemler denerler.

İşte yorgunluğunuzdan kurtulmanız için uzmanların birkaç tavsiyesi :

- Bacaklarınızı yüksek bir zemin üzerinde bırakılarak uzanın; (koltuğun veya sandalyenin üzerine ayaklarınızı bırakarak yere uzanın ve dik Z şeklini alın.) Bu sayede bacaklarınızdaki yorgunluğunuzu atmış olursunuz.

- Ilık bir duş alın; Bu sayede cilt gözenekleriniz açılarak cildiniz nefes almaya başlar ve rahatlamanıza yardımcı olur.

- Yorgunken yediğinize dikkat edin; Yağlı yemeklerden uzak durun. Özellikle yorgunken meyve yiyerek harcanan enerjiyi tekrar depolayabilirsiniz.

- Temiz hava almaya özen gösterin; Özellikle burundan birkaç derin nefes alın. Bu sayede nefesinizin açılmasını sağlayarak vücudunuza daha çok oksijen depolamanızı sağlarsınız.

- Masaj yaptırın; Özellikle omuz bölgesindeki kasların ovunması sinir damarlarının gevşeyerek  hem fiziksel hem de ruhsal bir rahatlık sağlayacaktır. 

Varis için Bitkisel Çözümler

* Çoban çantası otu, kekik, atkuyruğu otu ve atkestanesi meyvesinin kabuğu ayrı ayrı ya da tamamı birlikte çay gibi demlenerek günde 3-4 su bardağı içilir.

* Fındık yaprağı ve asma yaprağı çayları varise karşı çok iyi gelir.

* Bir su bardağı kaynar suyun içine 4 gr rezene konulur. 10 dakika bekletilerek günde 2-3 bardak içilir.

* Çoban çantası taze bitkisi doğranarak bir kaba konur. Üstüne keskin sirke konularak 10 gün güneşte bekletilir. Elde edilen karışım ile varisli bölgeler her gün aşağıdan yukarıya doğru ovulur.

* Bir kova 40 derece ısıtılmış sıcak suya, yarım fincan ezilmiş şap ve 1 fincan karbonat konularak eritilir. Haftada 3 gün 15 dakika boyunca bacaklar dize kadar bu suya konulur. Varisler daha yukarı çıkmışsa aynı işlem küvette tekrarlanır.

* Fındık ağacı kabuğu, ceviz ağacı kabuğu ile kaynatılır. Suyu ile varislerin üstüne pansuman yapılır.

FİZYOLEN DAMLA % 0.9 Sodyum Klorür Steril Burun Solüsyonu

FİZYOLEN DAMLA % 0.9 Sodyum Klorür Steril Burun Solüsyonu

Ürün Bilgisi:

ÜRÜN ADI : FİZYOLEN DAMLA % 0.9 Sodyum Klorür
Steril Burun Solüsyonu

ETKEN MADDE : Sodyum Klorür

ÜRÜN BİLGİSİ : FİZYOLEN DAMLA Steril Burun Solüsyonu, burun tıkanıklığına neden olan nezle, grip ve üst solunum yolu enfeksiyonları gibi durumlarda; kuruyan, rahatsızlık veren burun içi mukozasının nemlendirilmesi ve mukoza şişkinliğinin giderilmesinde kullanılan bir solüsyondur.

Etken Madde:

Sodyum Klorür

Ana Tedavi Grupları:

Topikal Nazal Preparat

İlaç Ticari Marka ve Formu:

FİZYOLEN DAMLA % 0.9 Sodyum Klorür Steril Burun Solüsyonu

Formülü:

1 mL steril burun solüsyonu, 0,009 g Sodyum klorür içerir.

Farmakolojik Özellikleri:

Fizyolen Damla izotonik bir solüsyondur. Tek dozluk kullanım icin hazırlanmış olan ambalajı nedeniyle hijyeniktir. Burnun normal fonksiyonlarını yapabilmesi için burun mukozasının şişkinliğini giderir, gerekli olan normal nemliliği tahriş yapmadan sağlar ve böylece de solunum yollarının hijyenik biçimde açılmasını sağlar.

Endikasyonları:

Fizyolen Damla burun tıkanıklığına neden olan nezle, grip ve üst solunum yolu enfeksiyonları gibi durumlarda; kuruyan, rahatsızlık veren burun içi mukozasının nemlendirilmesi ve mukoza şişkinliğinin giderilmesi için kullanılır.

Uyarılar/Önlemler:

Fizyolen Damla haricen kullanılır ve parenteral uygulanmaz. Damlalıklı plastik şişeler açıldıktan sonra bir gün içinde tüketilmelidir. Kullanırken baş iyice arkaya eğilmelidir. Bilinen bir yan etkisi yoktur. Hamilelik ve süt verme dönemlerinde kullanılabilir.

BEKLENMEYEN BİR ETKİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ.

Doktora danışmadan kullanılmamalıdır.

Çocukların ulaşamayacağı yerlerde ve ambalajında saklayınız.

Kullanım Şekli ve Dozu:

Doktor tarafından başka bir şekilde tavsiye edilmediği takdirde genelde tavsiye edilen doz:

Burun Damlası olarak: Yetişkinlerde günde 1-3 defa 10-40 damla. Bebek ve çocuklarda günde 1 -3 defa birkaç damla her iki burun deliğine damlatılır.

Ticari Takdim Şekli ve Ambalaj Muhtevası:

4 adet 5 mL damlalıklı plastik şişe

Ruhsat No:

159/68

Ruhsat Tarihi:

16.03.1992

Ruhsat Sahibi:

Toprak İlaç ve Kim. Mad. San. ve Tic. A.Ş. Ihlamur Yıldız Cad. No:10, 34353 Beşiktaş / İSTANBUL

Üretim Yeri:

Mefar İlaç San. A.Ş. P.K. 117, 34873 Kartal / İSTANBUL
FİZYOLEN DAMLA % 0.9 Sodyum Klorür Steril Burun Solüsyonu.

Ürün Bilgisi:

ÜRÜN ADI : FİZYOLEN DAMLA % 0.9 Sodyum Klorür
Steril Burun Solüsyonu

ETKEN MADDE : Sodyum Klorür

ÜRÜN BİLGİSİ : FİZYOLEN DAMLA Steril Burun Solüsyonu, burun tıkanıklığına neden olan nezle, grip ve üst solunum yolu enfeksiyonları gibi durumlarda; kuruyan, rahatsızlık veren burun içi mukozasının nemlendirilmesi ve mukoza şişkinliğinin giderilmesinde kullanılan bir solüsyondur.

Etken Madde:

Sodyum Klorür

Ana Tedavi Grupları:

Topikal Nazal Preparat

İlaç Ticari Marka ve Formu:

FİZYOLEN DAMLA % 0.9 Sodyum Klorür Steril Burun Solüsyonu

Formülü:

1 mL steril burun solüsyonu, 0,009 g Sodyum klorür içerir.

Farmakolojik Özellikleri:

Fizyolen Damla izotonik bir solüsyondur. Tek dozluk kullanım icin hazırlanmış olan ambalajı nedeniyle hijyeniktir. Burnun normal fonksiyonlarını yapabilmesi için burun mukozasının şişkinliğini giderir, gerekli olan normal nemliliği tahriş yapmadan sağlar ve böylece de solunum yollarının hijyenik biçimde açılmasını sağlar.

Endikasyonları:

Fizyolen Damla burun tıkanıklığına neden olan nezle, grip ve üst solunum yolu enfeksiyonları gibi durumlarda; kuruyan, rahatsızlık veren burun içi mukozasının nemlendirilmesi ve mukoza şişkinliğinin giderilmesi için kullanılır.

Uyarılar/Önlemler:

Fizyolen Damla haricen kullanılır ve parenteral uygulanmaz. Damlalıklı plastik şişeler açıldıktan sonra bir gün içinde tüketilmelidir. Kullanırken baş iyice arkaya eğilmelidir. Bilinen bir yan etkisi yoktur. Hamilelik ve süt verme dönemlerinde kullanılabilir.

BEKLENMEYEN BİR ETKİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ.

Doktora danışmadan kullanılmamalıdır.

Çocukların ulaşamayacağı yerlerde ve ambalajında saklayınız.

Kullanım Şekli ve Dozu:

Doktor tarafından başka bir şekilde tavsiye edilmediği takdirde genelde tavsiye edilen doz:

Burun Damlası olarak: Yetişkinlerde günde 1-3 defa 10-40 damla. Bebek ve çocuklarda günde 1 -3 defa birkaç damla her iki burun deliğine damlatılır.

Ticari Takdim Şekli ve Ambalaj Muhtevası:

4 adet 5 mL damlalıklı plastik şişe

Ruhsat No:

159/68

Ruhsat Tarihi:

16.03.1992

Ruhsat Sahibi:

Toprak İlaç ve Kim. Mad. San. ve Tic. A.Ş. Ihlamur Yıldız Cad. No:10, 34353 Beşiktaş / İSTANBUL

Üretim Yeri:

Mefar İlaç San. A.Ş. P.K. 117, 34873 Kartal / İSTANBUL

CEPHAXON 0.5 g I.M Enjektabl Flakon

CEPHAXON 0.5 g I.M Enjektabl Flakon

 Ürün Bilgisi:

ÜRÜN ADI : Cephaxon 0.5 g I.M Enjektabl Flakon

ETKEN MADDE : Seftriakson Disodyum

ÜRÜN BİLGİSİ : Cephaxon 0.5 g I.M, Duyarlı patojenlerin neden olduğu Üst ve alt solunum yolları enfeksiyonları, Deri ve yumuşak doku enfeksiyonları, Kemik, eklem ve ilgili dokuların enfeksiyonları, Karın içi enfeksiyonları, İdrar yolları enfeksiyonları, Menenjit, Septisemi, Gonore ve Gonokoksik oftalmika gibi enfeksiyonlar, Şankroid, Pelvik enflamatuar hastalık, Santral sinir sisteminde görülebilen şant enfeksiyonları gibi enfeksiyonlar, Spiroketal enfeksiyonlar, Perioperatif profilakside parenteral yoldan kullanılan sefalosporindir.

Etken Madde:

Seftriakson

Ana Tedavi Grupları:

Antibakteriyel

İlaç Ticari Marka ve Formu:

Cephaxon 0.5 g I.M Enjektabl Flakon

Formülü:

Her flakonda 0.5 g Seftriaksona eşdeğer seftriakson disodyum 3 1/2 H2O bulunur.

Çözücü ampul 2 mL % 1 lidokain HCI içerir.

Farmakolojik Özellikleri:

Cephaxon (seftriakson) bir semi-sentetik sefalosporin türevidir. Kimyasal olarak disodyum tuzu şeklinde piyasada bulunmakla beraber seftriakson sodyum şeklinde adlandırılmakta, yaklaşık her gram’ında 3.6 mEq sodyum içermektedir. Cephaxon (seftriakson) bakterisid etkili bir sefalosporindir ve antibakteriyel etkisini bakteri hücre duvarında mukopeptid sentezini inhibe ederek gösterir. Seftriakson, spektral aktivitesi gereği üçüncü kuşak enjektabl sefalosporin olarak kabul edilir. Etkili olduğu bakteri suşları aşağıda verilmiştir.

Gram-Pozitif Aerobik Bakteriler: Stafilokokus aureus (penisilinaz ve non penisilinaz üreten suşlar dahil), Stafilokokus epidermidis, Streptokokus pnömonia, A grubu beta hemolitik streptokoklar (S. pyogenes), B grubu streptokoklar (S. agalactiae), S. viridans, non-enterokokal D grubu streptokoklar.

Gram-Negatif Aerobik Bakteriler: Neisseria: Neisseria meningitidis, penisilinaz oluşturan / non penisilinaz oluşturan Neisseria gonorrea. Haemofilus: β-laktamaz oluşturan / non – β – laktamaz oluşturan Hemofilus influenza, H. parainfluenza, H. dukreyi. Enterobakterler: Sitrobakter diversus, S. freundii, Enterobakter kloakae, E. aerogenez, E. koli, Klebsiyella pneumonia, Morganella morganii, Proteus mirabilis, P. vulgaris, Providensiya rettgeri, P. startii, Serratia mersesens, Salmonella, Şigella ve Yersinia enterokolitika. Pseudomonaslar’a etkili olmakla birlikte aktivitesi diğer bazı sefalosporinlere oranla düşüktür ve dirençli olabilen suşlar mevcuttur.

Anaerobik Bakteriler: İnvitro olarak Aktinomices, Fusobakterium, Laktobasillus, Peptokoklar, Peptostreptokokkus, Propionibakterium ve Veillonella, Klostridyum perfiringes. Bakteroides melaninogenikus (B. fragilis çoğunlukla dirençlidir).

Farmakokinetik Özellikleri:

IM yolla verilen seftriakson enjeksiyon yerinden tamamen emilir, tek dozdan sonra pik plazma konsantrasyonlarına 1.5–4 saat içinde ulaşılır. Çok dozlu çalışmalarda ise, 12 ila 24 saatte bir 0.5 – 2 gram’lık dozları IM veya IV alan erişkinlerde kararlı serum konsantrasyonlarına 4. tedavi gününde ulaşılmakta ve bu, tek doz pik serum konsantrasyonlarından yaklaşık % 15–36 daha yüksek konsantrasyonlara karşılık olmaktadır. IM veya IV enjeksiyondan sonra seftriakson vücutta yaygın bir dağılım gösterir; safra kesesi, akciğerler, kemik, safra, prostat dokusu, uterus, atriyal appendiks, balgam, göz yaşı, plevral, peritoneal, sinovial, asidik ve blister sıvısı gibi hemen tüm doku ve vücut sıvılarına dağılır. Seftriakson IM ve IV enjeksiyondan sonra BOS’a geçer ancak bu geçiş menenksleri enflamasyonlu vakalarda artmaktadır. Sağlıklı erişkinlerde eliminasyon yarılanma ömrü yaklaşık 8 saattir. %50 – 60’ı değişmemiş olarak böbreklerden, % 40 – 50’ si ise değişmemiş olarak safrayla atılır. Renal veya hepatik fonksiyon bozukluğu olan kişilerde eliminasyon yarı ömrü bir miktar uzayabilir. Yalnız böbrek fonksiyonu bozukluğu olanlarda hepatik, hepatik yetmezliği olanlarda ise böbrek eliminasyonu artar.

Endikasyonları:

Duyarlı patojenlerin neden olduğu:

- Üst ve alt solunum yolları enfeksiyonları

- Deri ve yumuşak doku enfeksiyonları

- Kemik, eklem ve ilgili dokuların enfeksiyonları

- Karın içi enfeksiyonları

- İdrar yolları enfeksiyonları

- Menenjit

- Septisemi

- Gonore ve Gonokoksik oftalmika gibi enfeksiyonlar

- Şankroid

- Pelvik enflamatuar hastalık

- Santral sinir sisteminde görülebilen şant enfeksiyonları gibi enfeksiyonlar

- Spiroketal enfeksiyonlar

- Perioperatif profilakside endikedir.

Kontrendikasyonları:

Sefalosporinlere aşırı duyarlılığı olan vakalarda kontrendikedir. Gebelikte kesin endikasyon dışında, özellikle de ilk trimestrede kullanılmamalıdır.

Uyarılar/Önlemler:

Penisilinler gibi sefalosporinler de, enjeksiyonda anaflaktik şok oluşturabilirler. Özellikle intravenöz enjeksiyonlarda karşılaşılan bu durumda, solunum yolunun açık kalmasına dikkat edilmeli, şok durumunda tedaviye intravenöz adrenalin ile başlanarak glukokortikoid ile sürdürülmelidir.

Çok nadir vakada, Cephaxon tedavisi sırasında abdominal ultrasonografide safra kesesine uyan bölgelerde gölgeler tespit edilebilir. Bu durum tedavinin kesilmesi halinde ortadan kalkmaktadır.

İn vitro çalışmalarda, seftriakson’un biluribini serum proteinlerinden ayırabildiği gözlenmiştir. Seftriakson düşük düzeyde de olsa süt ile atılmaktadır. Bu nedenle emzirenlerde kullanılması önerilmez.

Tedavi süresince, özellikle de tedavinin uzun süreceği koşullarda kan tablosunun düzenli aralıklarla kontrol edilmesi önerilir.

Yan Etkiler/Advers Etkiler:

Genellikle iyi tolere edilen Cephaxon aşağıdaki yan etkilere neden olabilir.

Lokal Yan Etkiler: Seyrek olarak IV uygulamadan sonra trombofilebite benzer reaksiyonlar oluşabilmektedir. Bu durumun engellenebilmesi için enjeksiyonun çok yavaş yapılması gerekir. IM enjeksiyonlar için, kas içinde ağrı oluşturması nedeniyle, çözücü olarak lidokainli çözücüler kullanılmalıdır.

Gastrointestinal Yan Etkiler: Yumuşak dışkı, diyare, bulantı, kusma, stomatit, glossit.

Hematolojik Yan Etkiler: Eozinofili, lökopeni, granülositopeni, trombositopeni görülebilir. (% 2’den az)

Dermatolojik Yan Etkiler: Allerjik dermatit, kaşıntı, ürtiker

Nadiren Görülen Yan Etkiler: Baş ağrısı, baş dönmesi, karaciğer enzimlerinde artma, oligüri, serum kreatininde artış, genital mukozada mikoz, anaflaktoid reaksiyonlar.

BEKLENMEYEN BİR ETKİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ.

İlaç Etkileşmeleri ve Diğer Etkileşmeler:

Bildirilmemiştir. Ancak aminoglikozidlerle aralarında fiziksel geçimsizlik mevcuttur.

Laboratuar Testleri Etkileşmeleri: Diğer bütün sefalosporinlerde olduğu gibi Cephaxon bakır sülfat kullanılan idrarda glukoz belirleme testlerini bozar.

Kullanım Şekli ve Dozu:

Yeni hazırlanmış çözeltiler oda sıcaklığında 6 saat süreyle saklanabilir. 5°C’ de saklamada ise bu süre 24 saattir. Ancak, sulandırmadan hemen sonra uygulanması uygundur.

Yetişkinler ve 12 yaşından büyük çocuklarda: Normal koşullarda günde tek doz, 1 ile 2 gram’dır. Ağır vakalarda günde 4 g’ a kadar çıkabilir.

Çocuklarda Doz: Yeni doğanlar; 20–50 mg/kg/gün. Ancak çeşitli enzim sistemlerinin yeni doğanlarda gelişmemiş olması nedeniyle 50 mg/kg/gün aşılmamalıdır. Çocuklar (12 yaşa kadar): 20–80 mg/kg/gün.

Tedavi Süresi: Tedavi süresi hastalığın seyrine göre değişmekle beraber, tedaviye hastanın ateşi düştükten veya semptomlar ortadan kalktıktan 48–72 saat sonraya dek devam edilmelidir.

Menenjit Tedavisi: Çocuklarda ve bebeklerde tedaviye günde tek dozla 100 mg/kg düzeyinde başlanır.

Gonore Tedavisi: 250 mg’ lık tek doz enjekte edilir.

Preoperatif Profilaksi: Kontaminasyon riski taşıyan abdominal veya genital organları ilgilendiren “kirli’ operasyonlardan 30–90 dakika önce 1 ila 2 gramlık tek doz enjekte edilir.

Renal Yetmezlik Durumunda Doz: Renal fonksiyonları bozuk vakalarda Cephaxon dozunu azaltmak genellikle gerekmez. Ancak kreatinin klirensi 10 mL/dakikanın altında düşmüş vakalarda günde 2 gram’lık dozları geçmemelidir.

İntramüsküler Enjeksiyon: İntramüsküler enjeksiyon Cephaxon 0,5 g 2 mL, Cephaxon 1 g ise 4 mL %1 ‘Iik lidokain çözeltisi içinde çözülür. Lidokain çözeltisi ile çözülmüş Cephaxon kesinlikle IV uygulanmaz. Enfüzyon için 2 g Cephaxon, kalsiyum içermeyen geniş volümlü parenteral solüsyonlardan birinde ( % 0.9 sodyum klorür, % 5 dekstroz, % 10 dekstroz gibi) çözülür. Geçimsizlik olasılığına karşı Cephaxon, diğer antibakteriyel ajanları içeren solüsyonlar ile çözülmemelidir.

Ticari Takdim Şekli ve Ambalaj Muhtevası:

500 mg Seftriaksona eşdeğer seftriakson disodyum 3 1/2 H2O içeren flakon ve 2 mL % 1 lidokain HCl ampul ile birlikte.

Piyasada Mevcut Diğer Ticari Şekilleri:

Cephaxon 1.0 g IV Enjektabl Flakon

Cephaxon 1.0 g IM Enjektabl Flakon

Cephaxon 0,5 g IV Enjektabl Flakon

Ruhsat No:

169/76

Ruhsat Tarihi:

22/06/1994

Ruhsat Sahibi:

Toprak İlaç ve Kim. Mad. San. ve Tic. A.Ş. Ihlamur Yıldız Cad: No:10, 34353 Beşiktaş/İSTANBUL

Üretim Yeri:

Toprak İlaç ve Kim. Mad. San. ve Tic. A.Ş. PK. 155 54060 SAKARYA

Çözücü Üretim Yeri:

Mefar İlaç San. A.Ş. P.K. 117 34873 Kartal / İSTANBUL CEPHAXON 0.5 g I.M Enjektabl Flakon

 

Ürün Bilgisi:

ÜRÜN ADI : Cephaxon 0.5 g I.M Enjektabl Flakon

ETKEN MADDE : Seftriakson Disodyum

ÜRÜN BİLGİSİ : Cephaxon 0.5 g I.M, Duyarlı patojenlerin neden olduğu Üst ve alt solunum yolları enfeksiyonları, Deri ve yumuşak doku enfeksiyonları, Kemik, eklem ve ilgili dokuların enfeksiyonları, Karın içi enfeksiyonları, İdrar yolları enfeksiyonları, Menenjit, Septisemi, Gonore ve Gonokoksik oftalmika gibi enfeksiyonlar, Şankroid, Pelvik enflamatuar hastalık, Santral sinir sisteminde görülebilen şant enfeksiyonları gibi enfeksiyonlar, Spiroketal enfeksiyonlar, Perioperatif profilakside parenteral yoldan kullanılan sefalosporindir.

Etken Madde:

Seftriakson

Ana Tedavi Grupları:

Antibakteriyel

İlaç Ticari Marka ve Formu:

Cephaxon 0.5 g I.M Enjektabl Flakon

Formülü:

Her flakonda 0.5 g Seftriaksona eşdeğer seftriakson disodyum 3 1/2 H2O bulunur.

Çözücü ampul 2 mL % 1 lidokain HCI içerir.

Farmakolojik Özellikleri:

Cephaxon (seftriakson) bir semi-sentetik sefalosporin türevidir. Kimyasal olarak disodyum tuzu şeklinde piyasada bulunmakla beraber seftriakson sodyum şeklinde adlandırılmakta, yaklaşık her gram’ında 3.6 mEq sodyum içermektedir. Cephaxon (seftriakson) bakterisid etkili bir sefalosporindir ve antibakteriyel etkisini bakteri hücre duvarında mukopeptid sentezini inhibe ederek gösterir. Seftriakson, spektral aktivitesi gereği üçüncü kuşak enjektabl sefalosporin olarak kabul edilir. Etkili olduğu bakteri suşları aşağıda verilmiştir.

Gram-Pozitif Aerobik Bakteriler: Stafilokokus aureus (penisilinaz ve non penisilinaz üreten suşlar dahil), Stafilokokus epidermidis, Streptokokus pnömonia, A grubu beta hemolitik streptokoklar (S. pyogenes), B grubu streptokoklar (S. agalactiae), S. viridans, non-enterokokal D grubu streptokoklar.

Gram-Negatif Aerobik Bakteriler: Neisseria: Neisseria meningitidis, penisilinaz oluşturan / non penisilinaz oluşturan Neisseria gonorrea. Haemofilus: β-laktamaz oluşturan / non – β – laktamaz oluşturan Hemofilus influenza, H. parainfluenza, H. dukreyi. Enterobakterler: Sitrobakter diversus, S. freundii, Enterobakter kloakae, E. aerogenez, E. koli, Klebsiyella pneumonia, Morganella morganii, Proteus mirabilis, P. vulgaris, Providensiya rettgeri, P. startii, Serratia mersesens, Salmonella, Şigella ve Yersinia enterokolitika. Pseudomonaslar’a etkili olmakla birlikte aktivitesi diğer bazı sefalosporinlere oranla düşüktür ve dirençli olabilen suşlar mevcuttur.

Anaerobik Bakteriler: İnvitro olarak Aktinomices, Fusobakterium, Laktobasillus, Peptokoklar, Peptostreptokokkus, Propionibakterium ve Veillonella, Klostridyum perfiringes. Bakteroides melaninogenikus (B. fragilis çoğunlukla dirençlidir).

Farmakokinetik Özellikleri:

IM yolla verilen seftriakson enjeksiyon yerinden tamamen emilir, tek dozdan sonra pik plazma konsantrasyonlarına 1.5–4 saat içinde ulaşılır. Çok dozlu çalışmalarda ise, 12 ila 24 saatte bir 0.5 – 2 gram’lık dozları IM veya IV alan erişkinlerde kararlı serum konsantrasyonlarına 4. tedavi gününde ulaşılmakta ve bu, tek doz pik serum konsantrasyonlarından yaklaşık % 15–36 daha yüksek konsantrasyonlara karşılık olmaktadır. IM veya IV enjeksiyondan sonra seftriakson vücutta yaygın bir dağılım gösterir; safra kesesi, akciğerler, kemik, safra, prostat dokusu, uterus, atriyal appendiks, balgam, göz yaşı, plevral, peritoneal, sinovial, asidik ve blister sıvısı gibi hemen tüm doku ve vücut sıvılarına dağılır. Seftriakson IM ve IV enjeksiyondan sonra BOS’a geçer ancak bu geçiş menenksleri enflamasyonlu vakalarda artmaktadır. Sağlıklı erişkinlerde eliminasyon yarılanma ömrü yaklaşık 8 saattir. %50 – 60’ı değişmemiş olarak böbreklerden, % 40 – 50’ si ise değişmemiş olarak safrayla atılır. Renal veya hepatik fonksiyon bozukluğu olan kişilerde eliminasyon yarı ömrü bir miktar uzayabilir. Yalnız böbrek fonksiyonu bozukluğu olanlarda hepatik, hepatik yetmezliği olanlarda ise böbrek eliminasyonu artar.

Endikasyonları:

Duyarlı patojenlerin neden olduğu:

- Üst ve alt solunum yolları enfeksiyonları

- Deri ve yumuşak doku enfeksiyonları

- Kemik, eklem ve ilgili dokuların enfeksiyonları

- Karın içi enfeksiyonları

- İdrar yolları enfeksiyonları

- Menenjit

- Septisemi

- Gonore ve Gonokoksik oftalmika gibi enfeksiyonlar

- Şankroid

- Pelvik enflamatuar hastalık

- Santral sinir sisteminde görülebilen şant enfeksiyonları gibi enfeksiyonlar

- Spiroketal enfeksiyonlar

- Perioperatif profilakside endikedir.

Kontrendikasyonları:

Sefalosporinlere aşırı duyarlılığı olan vakalarda kontrendikedir. Gebelikte kesin endikasyon dışında, özellikle de ilk trimestrede kullanılmamalıdır.

Uyarılar/Önlemler:

Penisilinler gibi sefalosporinler de, enjeksiyonda anaflaktik şok oluşturabilirler. Özellikle intravenöz enjeksiyonlarda karşılaşılan bu durumda, solunum yolunun açık kalmasına dikkat edilmeli, şok durumunda tedaviye intravenöz adrenalin ile başlanarak glukokortikoid ile sürdürülmelidir.

Çok nadir vakada, Cephaxon tedavisi sırasında abdominal ultrasonografide safra kesesine uyan bölgelerde gölgeler tespit edilebilir. Bu durum tedavinin kesilmesi halinde ortadan kalkmaktadır.

İn vitro çalışmalarda, seftriakson’un biluribini serum proteinlerinden ayırabildiği gözlenmiştir. Seftriakson düşük düzeyde de olsa süt ile atılmaktadır. Bu nedenle emzirenlerde kullanılması önerilmez.

Tedavi süresince, özellikle de tedavinin uzun süreceği koşullarda kan tablosunun düzenli aralıklarla kontrol edilmesi önerilir.

Yan Etkiler/Advers Etkiler:

Genellikle iyi tolere edilen Cephaxon aşağıdaki yan etkilere neden olabilir.

Lokal Yan Etkiler: Seyrek olarak IV uygulamadan sonra trombofilebite benzer reaksiyonlar oluşabilmektedir. Bu durumun engellenebilmesi için enjeksiyonun çok yavaş yapılması gerekir. IM enjeksiyonlar için, kas içinde ağrı oluşturması nedeniyle, çözücü olarak lidokainli çözücüler kullanılmalıdır.

Gastrointestinal Yan Etkiler: Yumuşak dışkı, diyare, bulantı, kusma, stomatit, glossit.

Hematolojik Yan Etkiler: Eozinofili, lökopeni, granülositopeni, trombositopeni görülebilir. (% 2’den az)

Dermatolojik Yan Etkiler: Allerjik dermatit, kaşıntı, ürtiker

Nadiren Görülen Yan Etkiler: Baş ağrısı, baş dönmesi, karaciğer enzimlerinde artma, oligüri, serum kreatininde artış, genital mukozada mikoz, anaflaktoid reaksiyonlar.

BEKLENMEYEN BİR ETKİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ.

İlaç Etkileşmeleri ve Diğer Etkileşmeler:

Bildirilmemiştir. Ancak aminoglikozidlerle aralarında fiziksel geçimsizlik mevcuttur.

Laboratuar Testleri Etkileşmeleri: Diğer bütün sefalosporinlerde olduğu gibi Cephaxon bakır sülfat kullanılan idrarda glukoz belirleme testlerini bozar.

Kullanım Şekli ve Dozu:

Yeni hazırlanmış çözeltiler oda sıcaklığında 6 saat süreyle saklanabilir. 5°C’ de saklamada ise bu süre 24 saattir. Ancak, sulandırmadan hemen sonra uygulanması uygundur.

Yetişkinler ve 12 yaşından büyük çocuklarda: Normal koşullarda günde tek doz, 1 ile 2 gram’dır. Ağır vakalarda günde 4 g’ a kadar çıkabilir.

Çocuklarda Doz: Yeni doğanlar; 20–50 mg/kg/gün. Ancak çeşitli enzim sistemlerinin yeni doğanlarda gelişmemiş olması nedeniyle 50 mg/kg/gün aşılmamalıdır. Çocuklar (12 yaşa kadar): 20–80 mg/kg/gün.

Tedavi Süresi: Tedavi süresi hastalığın seyrine göre değişmekle beraber, tedaviye hastanın ateşi düştükten veya semptomlar ortadan kalktıktan 48–72 saat sonraya dek devam edilmelidir.

Menenjit Tedavisi: Çocuklarda ve bebeklerde tedaviye günde tek dozla 100 mg/kg düzeyinde başlanır.

Gonore Tedavisi: 250 mg’ lık tek doz enjekte edilir.

Preoperatif Profilaksi: Kontaminasyon riski taşıyan abdominal veya genital organları ilgilendiren “kirli’ operasyonlardan 30–90 dakika önce 1 ila 2 gramlık tek doz enjekte edilir.

Renal Yetmezlik Durumunda Doz: Renal fonksiyonları bozuk vakalarda Cephaxon dozunu azaltmak genellikle gerekmez. Ancak kreatinin klirensi 10 mL/dakikanın altında düşmüş vakalarda günde 2 gram’lık dozları geçmemelidir.

İntramüsküler Enjeksiyon: İntramüsküler enjeksiyon Cephaxon 0,5 g 2 mL, Cephaxon 1 g ise 4 mL %1 ‘Iik lidokain çözeltisi içinde çözülür. Lidokain çözeltisi ile çözülmüş Cephaxon kesinlikle IV uygulanmaz. Enfüzyon için 2 g Cephaxon, kalsiyum içermeyen geniş volümlü parenteral solüsyonlardan birinde ( % 0.9 sodyum klorür, % 5 dekstroz, % 10 dekstroz gibi) çözülür. Geçimsizlik olasılığına karşı Cephaxon, diğer antibakteriyel ajanları içeren solüsyonlar ile çözülmemelidir.

Ticari Takdim Şekli ve Ambalaj Muhtevası:

500 mg Seftriaksona eşdeğer seftriakson disodyum 3 1/2 H2O içeren flakon ve 2 mL % 1 lidokain HCl ampul ile birlikte.

Piyasada Mevcut Diğer Ticari Şekilleri:

Cephaxon 1.0 g IV Enjektabl Flakon

Cephaxon 1.0 g IM Enjektabl Flakon

Cephaxon 0,5 g IV Enjektabl Flakon

Ruhsat No:

169/76

Ruhsat Tarihi:

22/06/1994

Ruhsat Sahibi:

Toprak İlaç ve Kim. Mad. San. ve Tic. A.Ş. Ihlamur Yıldız Cad: No:10, 34353 Beşiktaş/İSTANBUL

Üretim Yeri:

Toprak İlaç ve Kim. Mad. San. ve Tic. A.Ş. PK. 155 54060 SAKARYA

Çözücü Üretim Yeri:

Mefar İlaç San. A.Ş. P.K. 117 34873 Kartal / İSTANBUL

CANDİDİN 150 mg 1 Kapsül

CANDİDİN 150 mg 1 Kapsül

Ürün Bilgisi:

ÜRÜN ADI : CANDİDİN 150 mg 1 Kapsül

ETKEN MADDE : Flukonazol

ÜRÜN BİLGİSİ : CANDİDİN 150 mg 1 Kapsül, Akut veya tekrarlayan vajinal
kandidiyazis tedavisinde kullanılan sistemik antifungaldir.

Etken Madde:

Flukonazol

Ana Tedavi Grupları:

Antifungal

İlaç Ticari Marka ve Formu:

CANDİDİN 150 mg 1 Kapsül

Formülü:

Her kapsül, 150 mg Flukonazol içerir.

Yardımcı madde: Titanyumdioksid

Farmakolojik Özellikleri:

Flukonazol antifungal etkili sentetik triazol türevidir ve diğer imidazol türevi antifungallere yapıca benzer. Temel etki mekanizması fungistatiktir ve bu etkisini hücre membranı geçirgenliğini değiştirerek ve aminoasitler, potasyum gibi hücre esansiyel elemanlarının hücre dışına çıkmasını sağlayarak veya pürin gibi prekürsör moleküllerin hücreye alımını durdurarak yaptığı düşünülmektedir.

Farmakolojik etki spektrumu: İn vitro duyarlılık testleri, flukonazol’un çeşitli kandida suşlarına (C. albicans, C. kefyr, C. capsulatum gibi) etkili olduğu, in-vivo fare ve tavşan çalışmaları ise C. neoformans’ın oluşturduğu pulmoner enfeksiyonlarda etkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca Malassezia furfur’un oluşturduğu tinea versicolor’da, Trichophyton veya Microsporum canis’in oluşturduğu enfeksiyonlarda etkili olabildiği in-vivo hayvan çalışmalarında gösterilmiştir.

Farmakokinetik Özellikleri:

Flukonazol’ün farmakokinetiği IV. veya oral alımda benzerdir. Oral alımda, gastrointestinal kanaldan hızla ve tama yakın emilir. Pik plazma konsantrasyonlara oral alımdan 1–2 saat sonra ulaşılır ve emilim yiyeceklerle değişmez. 500-400 mg’lık günlük dozlarla kararlı plazma konsantrasyonlarına 5 ila 10 gün içinde ulaşılır. Ancak, normal günlük dozunun iki katı ile yükleme ve bunu takiben günlük dozların normal alımıyla kararlı konsantrasyona 2. günde ulaşıldığı bildirilmiştir. Flukonazol oral ve IV. yoldan verilmesinden sonra bütün vücuda iyi şekilde dağılır, tırnaklar ve salya, vajinal sekresyonlar gibi dokularda plazma konsantrasyonları ile eşdeğer konsantrasyonlara ulaşılır. Flukonazol, % 11–12 düzeyinde plazma proteinlerine bağlanır. Plazma eliminasyon yarılanma zamanı normal renal fonksiyonlara sahip erişkinlerde yaklaşık 30 saattir (20–50 saatlik aralık). Böbrek fonksiyon bozukluğu olan vakalarda bu zaman uzamaktadır.

Endikasyonları:

Akut veya tekrarlayan vajinal kandidiyazis tedavisinde

Kontrendikasyonları:

CANDİDİN bu ilaca veya benzer kimyasal yapıya sahip maddelere aşırı duyarlılığı olan vakalarda kontrendikedir.

Uyarılar/Önlemler:

Flukonazol ile çok seyrek olarak, karaciğer ilintili ciddi yan etki bildirilmiş olmasına karşın, bir belirti veya hastalığın ortaya çıkmasına karşın dikkatli olmalı, gerektiğinde tedavi hemen kesilmelidir. Altta yatan ciddi hastalığa bağlı olarak flukonazol kullanan vakalarda çok seyrek olarak fetal eksfoliyatif deri belirtileri bildirilmiştir. Bu nedenle immün yetmezliği olan ve flukonazol kullanan vakalarda deri döküntüsü ortaya çıkarsa tedavi kesilmeli ve vaka gözlem altına alınmalıdır.

Çocuklar ile ilgili Uyarılar: Flukonazol’ün 16 yaşından küçük çocuklarda uygulanmasının güvenirliliği ve etkinliği gösterilmemiştir. Bu alanda çalışmalar sürmektedir. 3 ila 19 yaş arasındaki sınırlı sayıda çocuk vakada yapılmış çalışmalarda anormal bir advers etki kaydedilmemiştir.

Gebelik ve Süt verme ile ilgili Uyarılar: Flukonazol’ün gebe kadınlarda uygulanması konusunda yeterli sayıda ve iyi kontrollü araştırma mevcut değildir. Bu nedenle de gebelerde yarar/zarar değerlendirmesi dikkatlice yapılarak uygulanabilir. Flukonazol insan sütüne geçtiği için, emziren annelerde dikkatle uygulanmalıdır.

Renal Yetmezlikte Uygulama: Değişmemiş ilaç şeklinde atılma gerçekleştiği için özel bir dozaj gerekmemektedir.

Yan Etkiler/Advers Etkiler:

Flukonazol genelde iyi tolere edilen bir ilaçtır. 7 gün veya daha uzun süreli kullanımlarda advers etkiler %5 ila 30 vakada gözlenmiştir.

Gastrointestinal Yan Etkiler: Hafif veya orta şiddette bulantı, kusma, karın ağrısı, diyare seyrek olarak gaz, ağız kuruluğu, hıçkırık.

Dermatolojik Yan Etkiler: Döküntü, eozinofili ile birlikte yaygın döküntü ve kaşıntı flukonazol alan vakalarda yaklaşık % 5’inde görülmektedir.

Hepatik Yan Etkiler: Hafif ve geçici olarak SGOT, SGPT, alkalen fostataz, bilüribin düzeylerinde yükselmeler görülebilir. Ancak bu yükselme tedavi sırasında veya tedavi kesildiğinde normal düzeylere inebilir.

Santral Sinir Sistemi ile İlgili Yan Etkiler: Sersemlik hali ve başağrısı çok seyrek olarak görülebilir.

BEKLENMEYEN BİR ETKİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ.

İlaç Etkileşmeleri ve Diğer Etkileşmeler:

Flukonazol karaciğer tarafından metabolize edilen ilaçların farmakokinetik parametrelerini değiştirir. Kumarin grubu antikoagülanların flukonazol ile birlikte uygulanması protrombin zamanının uzamasına neden olmaktadır. Ayrıca klorpropamid, glibenklamid gibi sulfonilüre grubu ilaçlarla birlikte kullanılması, bu ilaçların yarı ömürlerini uzatmaktadır. Siklosporin ile flukonazol’ün birlikte uygulanması plazma siklosporin konsantrasyonlarının artmasına neden olur. Aynı durum fenitoin içinde geçerlidir. Ancak bu fenitoin toksisitesi ile sonuçlanabilir. Öte yandan tiazid grubu diüretiklerle birlikte uygulanma ise bu kez flukonazol pik plazma konsantrasyonlarının artışı ile sonuçlanmaktadır.

Kullanım Şekli ve Dozu:

Vulvavajinal Kandidiyazis: 150 mg’lık tek doz tedavi edilir.

Ticari Takdim Şekli ve Ambalaj Muhtevası:

150 mg’lık 1 Kapsül

Piyasada Mevcut Diğer Ticari Şekilleri:

50 mg’lık 3 ve 7 Kapsül

150 mg’lık 2 Kapsül

Ruhsat No:

177/44

Ruhsat Tarihi:

08/03/1996

Ruhsat Sahibi:

Toprak İlaç ve Kim. Mad. San. ve Tic. A.Ş. Ihlamur Yıldız Cad: No:10, 34353 Beşiktaş/İSTANBUL

Üretim Yeri:

Toprak İlaç ve Kim. Mad. San. ve Tic. A.Ş. PK. 155 54060 SAKARYA CANDİDİN 150 mg 1 Kapsül

Ürün Bilgisi:

ÜRÜN ADI : CANDİDİN 150 mg 1 Kapsül

ETKEN MADDE : Flukonazol

ÜRÜN BİLGİSİ : CANDİDİN 150 mg 1 Kapsül, Akut veya tekrarlayan vajinal
kandidiyazis tedavisinde kullanılan sistemik antifungaldir.

Etken Madde:

Flukonazol

Ana Tedavi Grupları:

Antifungal

İlaç Ticari Marka ve Formu:

CANDİDİN 150 mg 1 Kapsül

Formülü:

Her kapsül, 150 mg Flukonazol içerir.

Yardımcı madde: Titanyumdioksid

Farmakolojik Özellikleri:

Flukonazol antifungal etkili sentetik triazol türevidir ve diğer imidazol türevi antifungallere yapıca benzer. Temel etki mekanizması fungistatiktir ve bu etkisini hücre membranı geçirgenliğini değiştirerek ve aminoasitler, potasyum gibi hücre esansiyel elemanlarının hücre dışına çıkmasını sağlayarak veya pürin gibi prekürsör moleküllerin hücreye alımını durdurarak yaptığı düşünülmektedir.

Farmakolojik etki spektrumu: İn vitro duyarlılık testleri, flukonazol’un çeşitli kandida suşlarına (C. albicans, C. kefyr, C. capsulatum gibi) etkili olduğu, in-vivo fare ve tavşan çalışmaları ise C. neoformans’ın oluşturduğu pulmoner enfeksiyonlarda etkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca Malassezia furfur’un oluşturduğu tinea versicolor’da, Trichophyton veya Microsporum canis’in oluşturduğu enfeksiyonlarda etkili olabildiği in-vivo hayvan çalışmalarında gösterilmiştir.

Farmakokinetik Özellikleri:

Flukonazol’ün farmakokinetiği IV. veya oral alımda benzerdir. Oral alımda, gastrointestinal kanaldan hızla ve tama yakın emilir. Pik plazma konsantrasyonlara oral alımdan 1–2 saat sonra ulaşılır ve emilim yiyeceklerle değişmez. 500-400 mg’lık günlük dozlarla kararlı plazma konsantrasyonlarına 5 ila 10 gün içinde ulaşılır. Ancak, normal günlük dozunun iki katı ile yükleme ve bunu takiben günlük dozların normal alımıyla kararlı konsantrasyona 2. günde ulaşıldığı bildirilmiştir. Flukonazol oral ve IV. yoldan verilmesinden sonra bütün vücuda iyi şekilde dağılır, tırnaklar ve salya, vajinal sekresyonlar gibi dokularda plazma konsantrasyonları ile eşdeğer konsantrasyonlara ulaşılır. Flukonazol, % 11–12 düzeyinde plazma proteinlerine bağlanır. Plazma eliminasyon yarılanma zamanı normal renal fonksiyonlara sahip erişkinlerde yaklaşık 30 saattir (20–50 saatlik aralık). Böbrek fonksiyon bozukluğu olan vakalarda bu zaman uzamaktadır.

Endikasyonları:

Akut veya tekrarlayan vajinal kandidiyazis tedavisinde

Kontrendikasyonları:

CANDİDİN bu ilaca veya benzer kimyasal yapıya sahip maddelere aşırı duyarlılığı olan vakalarda kontrendikedir.

Uyarılar/Önlemler:

Flukonazol ile çok seyrek olarak, karaciğer ilintili ciddi yan etki bildirilmiş olmasına karşın, bir belirti veya hastalığın ortaya çıkmasına karşın dikkatli olmalı, gerektiğinde tedavi hemen kesilmelidir. Altta yatan ciddi hastalığa bağlı olarak flukonazol kullanan vakalarda çok seyrek olarak fetal eksfoliyatif deri belirtileri bildirilmiştir. Bu nedenle immün yetmezliği olan ve flukonazol kullanan vakalarda deri döküntüsü ortaya çıkarsa tedavi kesilmeli ve vaka gözlem altına alınmalıdır.

Çocuklar ile ilgili Uyarılar: Flukonazol’ün 16 yaşından küçük çocuklarda uygulanmasının güvenirliliği ve etkinliği gösterilmemiştir. Bu alanda çalışmalar sürmektedir. 3 ila 19 yaş arasındaki sınırlı sayıda çocuk vakada yapılmış çalışmalarda anormal bir advers etki kaydedilmemiştir.

Gebelik ve Süt verme ile ilgili Uyarılar: Flukonazol’ün gebe kadınlarda uygulanması konusunda yeterli sayıda ve iyi kontrollü araştırma mevcut değildir. Bu nedenle de gebelerde yarar/zarar değerlendirmesi dikkatlice yapılarak uygulanabilir. Flukonazol insan sütüne geçtiği için, emziren annelerde dikkatle uygulanmalıdır.

Renal Yetmezlikte Uygulama: Değişmemiş ilaç şeklinde atılma gerçekleştiği için özel bir dozaj gerekmemektedir.

Yan Etkiler/Advers Etkiler:

Flukonazol genelde iyi tolere edilen bir ilaçtır. 7 gün veya daha uzun süreli kullanımlarda advers etkiler %5 ila 30 vakada gözlenmiştir.

Gastrointestinal Yan Etkiler: Hafif veya orta şiddette bulantı, kusma, karın ağrısı, diyare seyrek olarak gaz, ağız kuruluğu, hıçkırık.

Dermatolojik Yan Etkiler: Döküntü, eozinofili ile birlikte yaygın döküntü ve kaşıntı flukonazol alan vakalarda yaklaşık % 5’inde görülmektedir.

Hepatik Yan Etkiler: Hafif ve geçici olarak SGOT, SGPT, alkalen fostataz, bilüribin düzeylerinde yükselmeler görülebilir. Ancak bu yükselme tedavi sırasında veya tedavi kesildiğinde normal düzeylere inebilir.

Santral Sinir Sistemi ile İlgili Yan Etkiler: Sersemlik hali ve başağrısı çok seyrek olarak görülebilir.

BEKLENMEYEN BİR ETKİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ.

İlaç Etkileşmeleri ve Diğer Etkileşmeler:

Flukonazol karaciğer tarafından metabolize edilen ilaçların farmakokinetik parametrelerini değiştirir. Kumarin grubu antikoagülanların flukonazol ile birlikte uygulanması protrombin zamanının uzamasına neden olmaktadır. Ayrıca klorpropamid, glibenklamid gibi sulfonilüre grubu ilaçlarla birlikte kullanılması, bu ilaçların yarı ömürlerini uzatmaktadır. Siklosporin ile flukonazol’ün birlikte uygulanması plazma siklosporin konsantrasyonlarının artmasına neden olur. Aynı durum fenitoin içinde geçerlidir. Ancak bu fenitoin toksisitesi ile sonuçlanabilir. Öte yandan tiazid grubu diüretiklerle birlikte uygulanma ise bu kez flukonazol pik plazma konsantrasyonlarının artışı ile sonuçlanmaktadır.

Kullanım Şekli ve Dozu:

Vulvavajinal Kandidiyazis: 150 mg’lık tek doz tedavi edilir.

Ticari Takdim Şekli ve Ambalaj Muhtevası:

150 mg’lık 1 Kapsül

Piyasada Mevcut Diğer Ticari Şekilleri:

50 mg’lık 3 ve 7 Kapsül

150 mg’lık 2 Kapsül

Ruhsat No:

177/44

Ruhsat Tarihi:

08/03/1996

Ruhsat Sahibi:

Toprak İlaç ve Kim. Mad. San. ve Tic. A.Ş. Ihlamur Yıldız Cad: No:10, 34353 Beşiktaş/İSTANBUL

Üretim Yeri:

Toprak İlaç ve Kim. Mad. San. ve Tic. A.Ş. PK. 155 54060 SAKARYA

Hamilelikte Görülen Kan Hastalıkları

Gebelikte en sık görülen kan hastalığı hangisidir?

Demir eksikliği anemisi gebelikte en sık görülen kan hastalığıdır. Gebe kadınların yaklaşık %95’inde görülür. Tüm ülkelerde üreme çağındaki demir alımının yetersiz olmasına bağlı çok yaygındır.

Demir eksikliği anemisinin belirtileri nelerdir?

Yorgunluk, güçsüzlük, bitkinlik, yememe, egzersiz intoleransı, mental depresyon, solukluk, çarpıntı, nefes darlığı.

Tedavi?

Demir desteği önerilir.

Demir eksikliği anemisini önlemek için ne yapılabilir?

Gebelikte demir ihtiyacı günlük diyet ile sağlanamaz, bu nedenle tüm gebelere demir tedavisi en azından 20. gebelik haftasından itibaren verilmelidir.

Folik asit eksikliği nedir?

Folik asit merkezi sinir sistemi gelişim açısından önemli bir vitamindir. Eksikliğinde bir tür anemi de ortaya çıkar. 30 yaşında büyük gebelerde, yetersiz diyetle beslenenlerde, çoğul gebeliklerde, gebeliğe bağlı yüksek tansiyonu olanlarda, epilepsi tedavisi alanlarda daha sık görülür.

Belirtileri nelerdir?

Kansızlık, bitkinlik, iştahsızlık, mental depresyon, diş eti hastalıkları, bulantı, ishal, kanama, enfeksiyonlara yatkınlık

Tedavi

Folik asit desteği yapılmalı. Gebelikten önce ve erken gebelik dönemlerinde folik asit kullanımı bebeğin merkezi sinir sistemi gelişim bozukluklarını önler.

İlaca bağlı hemolitik anemi kırmızı kan hücrelerinde bulunan bir enzimin eksikliğinde ortaya çıkar. Bu anemi çoğunlukla viral, bakteriye enfeksiyonlar, diabetik asidoz, bakla yenmesi, bazı oksidan ilaçlara maruz kalınması durumunda gelişir. Tedavide atağı başlatan ilaç veya toksik maddelerin kesilmesi önemlidir. Enfeksiyon varsa acilen tedavi edilmelidir.

Orak hücreli anemi kalıtımsal bir kan hastalığıdır. Bu hastalıkta kırmızı kan hücrelerinin oksijen taşıma kapasitesi ve yaşam süresi azalmıştır. Tüm organlar etkilenebilir. Özellikle dalak, kemik iliği, plasenta gibi organlar sık etkilenir. Ağrı, ödem kanlanması bozulmuş dokuda yaygındır. Orak hücreli anemili gebelerde kansızlık artar. Folik asit kullanımı artar, ağrılı krizler, idrar yolu enfeksiyonu, pıhtılaşma, iç organ ve kemik ağrıları artar.

Tromboembolizasyon (damarlara pıhtı atması) gebelikte sık görülen bir durumdur. Doğum öncesi veya sonrasında oluşabilir. Derin bacak toplardamarlarında tromboz olan hastaların yakalaşık %50’sinde akciğer embolisi gelişebilir. Altta yatan kolaylaştırıcı bir neden olmadığında (ciddi enfeksiyon, geçirilmiş tromboemboli, ciddi tromboflebit, ciddi varisler, cerrahi doğum, zor veya uzamış doğum, anemi, kanama, kalp hastalığı, aşırı şişmanlık, ağır sigara içiciliği, uzamış yatak istirahati..) yaygın değildir. Belirtileri bacakta şişlik, ağrı, hassasiyet, renk değişikliği, ateştir. Riskli hastalarda önlemeye yönelik tedavi başlanabilir.

Lenfoma, lösemi, hodgkin hastalığı gebelikte nadir olarak görülürler. Genellikle üreme sonrası dönemde ortaya çıkarlar. Gebelikte ortaya çıkarlarsa kanama ve erken doğum yaygındır.